14 Eylül 2010 Salı

Aynalarda Farklı Bir Ben Demek İçin

AYNALARDA FARKLI BİR BEN… demek için

Sıcak yaz günlerinin yaklaştığı bugünlerde kilo stresi sizi de mi sardı? Size vereceğimiz kolay ve pratik yöntemlerle fazlalık olarak görmüş olduğunuz kilolarınızdan daimi olarak kurtulacaksınız. Hem de kendiniz kullanabileceğiniz basit yöntemlerle.

Yöntem 1: Teknolojik aletlerden uzak durun: Hayatımızı kolaylaştıran fakat vücudumuzu tembel yapan araçları bir ay gibi kısa bir süre için hayatınızdan çıkarın. Televizyon, bilgisayara ayırdığınız bir saati vücudunuza ayırın. Yapacağınız hızlı tempo yürüyüş 1 saatte vücudunuzdan 250-300 kalori yakılması anlamına gelecektir.

Yöntem 2: Sağlıklı atıştırmalar yapın: Atıştırmak hepimizin korktuğu bir alışkanlık olsa da, bilinçli yapılan atıştırmalar kilo vermede başrol oynamaktadır. Peynirli sandviç, taze sıkılmış meyve suyu, bisküvi, ayran, yoğurt, tam tahıllı ekmek ve meyve en mantıklı atıştırmalık seçimler olacaktır. Özellikle ana öğünler arası 2 veya 3 defa atıştırmayı unutmayın.

Yöntem 3: Öğünlere göre sağlıklı besin seçimi: Öğlen ve akşam yemeği seçimi en büyük problemlerden biridir. Yoğun iş temposunda besin seçimine fazla özen gösterilmemekle birlikte kilo alımı kaçınılmaz olmaktadır. İçerisinde et bulunan yemekleri öğle yemeğinde, sebzeli yemekleri ise akşam yemeğinde tercih etmelisiniz.

Yöntem 4: Artık kahvaltı yapma zamanı: Sabah yapılmayan kahvaltı kısa vadede olumsuz etkisi olmadığı sanılsa da uzun vadede kilo almanıza neden olacaktır. Sabah düşük kan şekeri ile uyanan vücut, siz besin almadığınızda dengesizleşir. Öğlen saatlerinde yoğun şekilde yenilen yemek ise kan şekerinizin çok hızlı yükselmesine neden olur. Sonuçta kan şekerinde dengesizlik meydana gelir ve metabolizma hızınızda azalmalara neden olur.

Yöntem 5: Lifli besinleri tercih edin: İçerisinde yüksek oranda lif bulunan besinler tokluk hissinizin daha uzun sürmesini sağlamaktadır. Bunun en büyük avantajı ise bir sonraki öğüne daha tok mide ile oturmanızı sağlayacaktır. Tam tahıllı ekmek, kabuğu ile yenilebilen meyveleri kabuğu ile birlikte tüketmek, kurubaklagilleri yemeklerinizde daha sık tercih etmeniz lif alımınızı arttıracaktır.

Yöntem 6: Gözlerinizi açmadan su için: Sabah kalkar kalkmaz içilen su barsak hareketlerinizin hızlanması açısından avantaj sağlamaktadır. Özellikle diyet yaparken kabızlık problemi yaşıyorsanız, su ile birlikte iki adet kuru kayısı tüketmelisiniz. Unutulmaması gereken en önemli konu “Su kilo vermenizi sağlamaz”. Suyun en önemli özelliği tüm vücut sisteminde etkili olmasıdır. Sadece kilo vermek isteyenler değil, her birey günde 1,5-2 litre su tüketmelidir. Yemeklerden 30 dakika önce tüketilen su mide hacmini doldurması nedeni ile daha az besin tüketmenizi sağlayacaktır.

Yöntem 7: Haftada bir gün kaçamak yapın: Tek düze bir yaşam hepimizi sıkacağı gibi tek düze beslenmede sizi sıkacak ve yapmış olduğunuz programda bozulmalara sebebiyet verecektir. Özellikle tatlılara düşkünlüğünüz varsa, et yemeklerini daha çok seviyorsanız veya dondurma yemek sizin için bir tutkuysa bunları önerilmese de tüketeceksiniz. Çünkü yasakları çiğnemek her zaman için keyiflidir. Sevdiğiniz ve kalorisi yüksek olan besinleri haftada bir gün (özellikle hareketli olduğunuz bir gün) tüketmelisiniz. Ama özgürsünüz diye sınırsızca olmamalı.

Yöntem 8: Yemeklere küçük, salatalara büyük tabak: Büyük tabağınızın yarısını boş görmektense, küçük tabağınızın tamamını dolu görmek sizi psikolojik olarak rahatlatacaktır. Bir ay gibi kısa bir dönem sonra büyük tabağınıza dönmek istediğinizde arkanızdan yemeğin ağladığını göreceksiniz.

Yöntem 9: Yanlış program kullanmayın: Gazete, internet ve dergilerde yazılan diyetleri uygulamaktan kesinlikle kaçının. Bu diyetler arkadaşınızın kilo kaybetmesini sağlarken size kilo aldırabilir. Unutmayın “Beslenme Programınız Parmak İziniz Gibidir; Sadece Size Özeldir”.


Dyt.SerkanTUTAR

28 Ağustos 2010 Cumartesi

Yaz Aylarında Beslenme

Yaz döneminde hangi yiyeceklerden kaçınmalı, hangilerini bol bol tüketmeli,artan sıvı ihtiyacını nasıl karşılamalıyız. Beslenmenize dikkat ederek yaz sıcaklarıyla başa çıkabilirsiniz

Yaz dönemi beslenmesinde en önemli noktalar bol sıvı almak ve az yağlı gıdaları tercih etmektir. Daha çok sindirimi kolay olan hafif . bol su içeren gıdaların yenilmesi önemlidir.

BOL SIVI ALIN :
Isınan havalar vücudumuzda su, sodyum ve potasyum gibi iyon ve mineral kaybına neden olur. Bu nedenle bol bol sıvı ve sıvı gıdaların tüketimi yaz döneminde büyük önem taşır. Alkollü ve asitli içeceklerden yaz aylarında sakınmak gerekir. Bunun yerine soda, ayran, su ,limonata içilmelidir.

Bu mevsimde özellikle soğuk çorbalar, sebze yemekleri, yoğurt, cacık, komposto, sütlü tatlı, salata ve benzeri gıdalar yazın bol bol tüketilmelidir.

ÖĞÜN ATLAMAYIN , ARA ÖĞÜN EKLEYİN

Yaz dönemi beslenmesinin önemli ayrıntılardan biri de ara öğünlerin artırılmasıdır. Bol bol meyve, meyve suları, pişmiş ve çiğ sebzeler tüketilmelidir. Ancak bu ara öğün gıdaları, ana öğün tüketimini engelleyecek şekilde fazla yağlı, abur cubur olmamalıdır.

FAZLA YAĞLI YEMEYİN

Yağlı besinlerden yaz mevsiminde özellikle kaçınılmalıdır. Sucuk ,sosis salam, yağlı etler gibi katı doymuş yağları içeren besinler yazın mümkün olduğunca azaltılmalıdır.

Fazla yağdan kaçınmak için pişirme şeklide çok önemlidir. Örneğin etli sebze yemekleri pişirirken, herhangi bir yağ ilavesine gerek yoktur. Çünkü et grubu besinlerde görünmeyen yağlar vardır.

Etsiz sebze yemekleri pişirirken öncelikle zeytinyağı tercih edilmelidir.
Yaz aylarında özellikle kızartma türü istenen ve aranılan bir yemek çeşididir. Kızartmaları hayvansal ve bitkisel yağlarla yapmak yerine, mangal yada ızgara sebze şeklinde tüketerek alınan yağ oranı azaltılmalıdır.

TAZE SEBZE VE MEYVE YEYİN

Hazır işlenmiş gıdaları kesinlikle yazın taze olarak yemek gerekir. Sebze-meyve gibi yiyeceklerin, yaz aylarında çiğ ve suyu sıkılmamış (posalı) olarak yenilmesi vücuda lifli gıdalar alınması bakımında çok önemlidir.

ŞEKERLİ GIDALARA DİKKAT

Şeker ve arıtılmış karbonhidratları az yemeli veya hiç yememelidir. Bu gruba giren tatlılardan yaz aylarında sık kullanılan dondurmayı ölçülü yemek gerekir. Taylı ihtiyacı kavun karpuz kiraz gibi meyvelerle karşılanabilir.

Rafine edilmiş un ve unlu mamuller az tüketilmeli, onun yerine kepekli un veya işlenmemiş undan yapılmış ekmek tercih edilmelidir.

Diyetisyen Ferin Batman

12 Ağustos 2010 Perşembe

Hayatımızın Bir Parçası Fast-food Besinler

HAYATIMIZIN BİR PARÇASI; FAST-FOOD BESİNLER

Maalesef, toplum olarak onu aramızdan atmamız çok zorlaştı. Hepimiz sigara ve alkolün insan sağlığını tehdit ettiğini biliyoruz, peki ya fast-food besinlere ne için sigara ve alkole gösterdiğimiz duyarlılığı göstermiyoruz. Sigara satımı artık yasal olarak 18 yaşından küçük bireyler için yasaklanırken veya siz çocuklarınız özenmesin diye ona göstermeden alkol alırken, ne için çocuğunuzla beraber fast-food besinler tüketmeye gidiyorsunuz? Büyük mağazaların içerisinde fast-food patlaması yaşanıyor. Evden çıkmadan önce yemek yiyerek çıkmak aile bireyleri için çok mu zor? Kendi sağlığınızı ve çocuğunuzun sağlığını bir kenara koymaya hakkınız yok. Çocuğunuzun sigara ve alkol kullanmasını istemediğiniz gibi, fast-food besinlerden da uzak tutun, çünkü bu sağlıklı bir toplum geleceği için ve halk sağlığımızın gelişmesi için şart.

Peki, bu fast-food besinlere neden bu kadar yükleniyorum? Bunun sebepleri neler, gerçekten bireyler için bu kadar zararlı mı? Yoksa ara-sırada olsa da tüketilebilir mi?

Yeryüzünde kesinlikle tüketmeyin dediğimiz besin sayısı sanırım yok hatta mümkün olduğunca besin çeşitliliğini sağlayın diyoruz. Her besini tüketin ama hepsinin belli bir zaman aralığı olsun. Yani tek çeşit beslenmekte insanın yaşam kalitesini azaltır. Hamburgeri mayonezsiz, rus salatasız ve yanında kola yerine ayran tüketebilirsiniz. Veya 15 günde 1 defa patates kızartması tüketebilirsiniz ama her gün veya iki günde bir olmamalı. Önerilerimiz 4 besin grubundan olan besinleri tüketmeniz. Bunlar et ve et grubundan, süt ve süt grubundan, tahıl grubundan, sebze ve meyve grubundan olmalıdır. Fast-food besinlerin tüketiminin arttırılması, özellikle sebze ve meyve tüketimini azaltmıştır. Artık salatalarımızın üzerine bile mayonez sıkılmaktadır.

Bugün toplumumuzda obezitenin görülme sıklığı %22,3 olarak belirtilmiştir. Bu demek oluyor ki her beş kişiden biri obez. Ayrıca kadınlardaki(%29,9) oran erkeklerden(12,9), kentsel alandaki oran (%23,8) ise kırsal alandaki orandan (%19,6) daha fazla çıkmıştır. Dikkat ederseniz kentsel alandaki oran kırsal alandakinden daha fazla çıkmış. Artık insanlarda çalışma hayatındaki stres, bile obeziteye neden olabilmektedir.
Fast-food besin tüketen ve tüketmeyen bireylerin vücutlarında da belirgin farklılıklar oluşmaktadır. Fast-food besin tüketenlerin karaciğerinde hızlı bir şekilde yağlanma oluşmaktadır. Bu besinlerde doymuş yağ miktarının fazla bulunması nedeni ile bu yağlar vücutta depo edilmektedir. Bu yağların en büyük zararları ise insan vücudunda kolesterol-trigliserid seviyesinin yüksek olması, protein yapımında bozukluğa, şişmanlığa, ülseratif kolite ve karaciğerde aşırı yağ asidi birikimine neden olmaktadır.

Önerilere gelince; tek çare fast-food besinlerden uzak durmaktır. Evet, çocuğunuz bu besinleri severek tüketiyor olabilir, ama unutulmaması gereken nokta bunlar çocuğunuz için zararlı besinlerdir. Artık bütün besinlere kolayca ulaşmak mümkün, yani gittiğiniz yerde tercih şansınız çok fazla, fast-food besinlerin yerine salata, peynirli sandviç gibi yiyecekleri de tercih edebilirsiniz. Kısacası, sevdiklerinizin ve kendinizin sağlığını ön planda tutun ve menüden tercihlerinizi ona göre yapın… Sağlıklı Tercihler…


Dyt.Serkan TUTAR

11 Ağustos 2010 Çarşamba

Besin Zehirlenmeleri

Sıcak havalarda sıkça şahit olduğumuz durumlardan biri de besin zehirlenmeleridir. Yaz aylarında daha çok bu tehlikeyle karşı karşıya kalınmasının nedeni yazın sıcak havaların etkisiyle besinlerdeki mikro organizma üremesinin çok hızlı olmasıdır. Bu nedenle besin zehirlenmeleriyle karşılaşmamak için özellikle et ve et ürünlerini, süt ve süt ürünlerini, yumurta ve yumurtalı gıdaları uygun sıcaklıkta saklamak gerekir. Ayrıca güvenilmeyen özellikle mayonez, et ve et ürünlerini, yumurta ve yumurta katkılı gıdaları tüketmemelidir.

Diyetisyen Ferin Batman

2 Ağustos 2010 Pazartesi

Emzirmenin Bedeninize Olan Yararları

Hayata ilk adımını atmış olan bebeğinizin ilk doğdu andan itibaren beslenmesine dikkat etmeniz gerektiğini biliyor muydunuz? Emzirme dönemindeki asıl amaç sadece bebeğin beslenmesinin dört dörtlük olması değil, annenin fizyolojik gereksinimlerinin de tam olarak karşılanmasıdır. Anne için yeterli ve dengeli bir beslenme programı gereklidir. Çünkü annenin bu dönemde salgılamış olduğu süt, aldığı besinlerin bir ürünüdür. Yeteri kadar besin tüketilmemesi annenin depolarının azalmasına ve ileriki yaşlarda çeşitli sağlık problemleri (anemi, osteoporoz) yaşamasına neden olabilir.

Emzirme Dönemindeki Anneler İçin

Normal kiloya sahip annelerin, hamilelik döneminde ortalama 12,5 kg alması normaldir. Annenin eski vücut ağırlığına dönmesi için en az 6 ay gereklidir. Bu süre daha uzun sürmesi de olasıdır. Emzirme döneminde bebeğinizi her ağladığında emzirin, çünkü bebeğinizi emzirmeniz vücudunuzdan 500 kalori fazla yakmanızı sağlar. Gebelik süresince alınması gereken kilodan daha fazlasını almış iseniz, ayda 2 kilo vermeniz gayet normaldir, bunun üzerine çıkmamaya özen göstermelisiniz. Özellikle zayıflama diyeti uygulamak doğru değildir. Uyguladığınız diyet sütün azalmasına neden olabilmektedir. Ama anneler yinede kilolarını kontrol etmek istiyorlarsa hamurlu tatlılar, çok yağlı yemekler veya fazla miktarda şeker tüketmemeleri gerekmektedir.

Sütünüzün salgılanmasını sağlamak ve bebeğinizin düzenli olarak emmesi sizin elinizde!!! Sütünüzün arttıran en önemli besin sudur. Günde 2,5-3 lt su tüketmelisiniz. Emzirme sırasında sütün tamamen göğüsten boşaltılması, süt salgısını tetikleyen diğer önemli unsurlardan biridir. Salgılanan süt eğer tam olarak boşaltılmazsa süt salgılanmasında azalma olma riski yüksektir. Beslenme düzeninizde taze sıkılmış meyve suları veya meyvenin kendisi, yeşil yapraklı sebzeler bol miktarda bulunmalıdır. Üzüntü, korku, mutsuzlukta süt salgısında azalmaya neden olabilir. Son yapılan çalışmalar, soğan, sarımsak, bulgur gibi besinleri dikkatli tüketmeyi önermektedir. Çünkü bu besinlerin kokusu anne sütüne geçebilmekte ve bebek emmeyi bırakabilmektedir.

Bu dönemde istediğimi yiyebilirim düşüncesi ile salam, sosis, sucuk gibi besinleri fazla miktarda tüketmemeye özen gösterilmelidir. Kansızlık riski de bu dönemde yüksek olması nedeni ile özellikle yemeklerin hemen ardından çay içilmemeli, çay yemekten 1-2 saat sonra açık olarak içilmelidir. Tercihen bitki çayları tercih edilmelidir. Kahve ve kola ise içerisindeki kafein nedeni ile bu dönemde mümkün olduğunca tüketilmemelidir.

Sigara ve alkol ise hiç içilmemeli, son yapılan çalışmalar göstermiştir ki bebeğini emziren ve sigara içen annelerin bebeklerinin, içmeyen annelerin bebeklerinden çok daha kısa süre uyuyabildiği ve büyümesinin daha yavaş ve düşük olduğunu göstermiştir.

Anne Sütünün Yararları
-Her zaman sterildir.
-Sindirimi kolaydır.
-Çene ve diş gelişiminde önemlidir.
-Bebeğinizin bedensel, ruhsal ve zeka gelişimine yardımcıdır.
-Tip-1 diyabet, kalp hastalığı, çölyak gibi hastalıkların riskini azaltır.
-Özellikle alerji ve şişmanlık riskini azaltır.

Anne için yararları
-Hazırlaması kolay ve ucuzdur.
-Anne ve bebek arasındaki duygusal bağı geliştirir.
-Kemik erimesini engeller (Annenin depolarının ve beslenmesinin yeterli olması önemlidir)
-Anemiyi engeller.
-Rahmin iyileşmesini hızlandırır.
-Annelerin eski kilolarına daha çabuk dönmesini sağlar.

Bebekleriniz İçin
Bebeğinizin en hızlı büyüdüğü dönem 0-1 yaş dönemidir. Bu sebeple ilk 6 ay sadece anne sütü alınmalıdır. Anne sütü bebeğinizin normal büyümesini sağlayacak olan gereksinimlerin hepsi bulunmaktadır. Bebeğinizin kilosu ideal olarak artıyorsa bu sütünüzün yeterli olduğu anlamına gelmektedir. Çocuğunuzun gelişimi normal olduğu sürece 6. aydan sonra ek besinlere başlanmalıdır. Emzirme ise ek besinlere başlanıldı diye bırakılmamalı bebeğiniz 2 yaşına gelene kadar devam edilmelidir.
Özellikle doğumdan hemen sonra salgılanan ve kolostrum adı verilen ilk sütün alınması çok önemlidir. Bu sütü, bebeğiniz doğar doğmaz 30 dakika içerisinde bebeğinize vermelisiniz. Ayrıca bebeğiniz her ağladığında emzirmelisiniz.
Bazı korkular ve batıl inançlarda bebeğinizin gelişmesine zarar verebilir ve emmesini engelleyebilir. Örneğin bebeğin doğar doğmaz şekerli besin tüketmesi, bir veya üç ezan vakti beklendikten sonra anne sütü verilmesidir. Bebeğinizin açlık duygusunu yok etmemek için bu tarz yanlış uygulamalardan mümkün olduğunca kaçınmalısınız.

Kadınların emzirme döneminde birçok korkusu vardır. Bunlar hamilelik döneminde alınan kilolar, basen bölgesinin büyümesi ve karın bölgesinde oluşan sarkmalardır. Birçok anne aldığı kilolardan kurtulmak için bir an evvel diyet yapmaya veya egzersiz yapmaya başlamaktadır. Egzersiz yapmaya başlamadan önce kesinlikle doktorunuzdan izin almalısınız. Yaptığınız ilk egzersiz sizi çok zorlayıcı olamayan ve vücudunuzun kendisini toparlaması için zaman kazandıran hızlı tempo yürüyüş olabilir. Basen, karın ve göğüs bölgenizde oluşan deformelerden kurtulmak için çok acele etmemeli ve o bölgeye özel çeşitli egzersizler uygulamaya başlamalısınız. Ama vücudunuzun deforme olmaması için kesinlikle bebeğinizi sütünüzden mahrum etmemelisiniz.

Diyetisyen Serkan TUTAR

21 Temmuz 2010 Çarşamba

Yaz Aylarında Ne İçmeliyiz?

Sonunda soğuk kış günlerini geride bıraktık. Hava sıcaklığı artarken günler de uzamaya başladı. Bu nedenle farkında olmadan daha fazla ayakta kalıyor ve daha fazla besleniyoruz. Metabolizmamız bu yeni duruma hızla ayak uydursa da sağlığımız için beslenme alışkanlıklarında düzenlemeler yapmak gerekiyor.

Terlemenin artmasıyla beraber günlük sıvı ihtiyacının da artması kaçınılmaz. Günde en az 2-2,5 litre sıvı tüketilmemesi, sağlığı ciddi ölçüde tehdit edebilir. Ancak alınan sıvının içeriği burada büyük önem taşıyor. Burada elbette önceliği suya vermemiz gerekiyor. Kafein, karbondioksit ve yüksek şeker içeren içecekler susuzluğu anlık olarak giderse de, gün içinde daha fazla sıvı tüketimine yol açıyor.

Terle beraber oluşan tuz kaybını önlemek için bu dönemde ayran da rahatlıkla tercih edilebilecek bir içecek. Bağırsak çalıştırıcı özelliği olmayan bitki çayları, taze sıkılmış meyve suları susuzluğu gidermenin diğer bir sağlıklı yöntemi. Ayrıca, son zamanlarda marketlerde farklı örneklerini gördüğümüz, geleneksel bir içecek olan kefir, prebiyotik özelliğinden dolayı rahatlıkla tüketilebilir.Su kaybının daha çok olduğu bu mevsimde, sıvı ihtiyacınızı gidermek için kendinize fırsat tanıyın.

Diyetisyen Canan AKSOY

19 Temmuz 2010 Pazartesi

Hayalinizdeki Vücudun Tabletlere İhtiyacı Yok!

İdeal bir vücuda sahip olmak her erkeğin dileğidir. Bunun için defalarca spor salonlarına yazıldığınızı eminim ki hepimiz anımsıyoruz. Peki, sadece spor salonlarına yazılmakla ve yediklerinize dikkat etmekle ideal bir vücuda sahip olabilir misiniz? Yoksa spor yapanlara önerilen besin desteklerini de kullanmak kesinlikle gerekli mi?

İşte bu soruların cevaplarını alınızda soru işareti kalmayacak şekilde cevaplayacağız.

Ergojenik Destekler Nelerdir ve Yan Etkileri Var Mıdır?

L-Karnitin: Piyasada yağ yakıcı olarak satılmaktadır. Özellikle kas dokusunu arttırdığını iddia edilmektedir. Dozuna dikkat edildiğinde bu etkileri ön plana çıkmaktadır, fakat fazla dozda tüketildiğinde sindirim sorunlarına ve karnitin yetersizliğine neden olabilir.

Kolin: Vücut yağını ve yorgunluğu azalttığı söylense de sonuçlar çelişkilidir. Ayrıca sindirim sisteminde sorunlara yol açabilmektedir.

Amfetamin: Uyuşturucu haplarının ana maddesi olan amfetamin, karaciğer, böbrek başta olmak üzere bir çok organa zarar verebilmektedir. Bu sebeple dikkati arttırdığı ve performansı olumlu etkilediği söylense de kullanılmamalıdır.

Koenzim Q 10: Özellikle kardiyak çalışmalarda önerilmektedir. Birçok çalışmada olumlu herhangi bir etkisi bulunmasa da, istenilen dozda kullanıldığında olumsuz etkileri de görülmemiştir.

Gliserol: Özellikle sıcak havalarda vücuttaki sıvı dengesini sağlamakta yararlıdır. En önemli yan etkileri sindirim sistemine zarar vermesi ve egzersiz esnasında kusma ve bulantılara sebep olmasıdır.

Omega-3 Yağ Asitleri: Özellikle yapılan fitness tarzı sporlarda performansı arttırdığı söylenmektedir. Fakat yapılan çalışmalar göstermiştir ki, omega-3’ün performans üzerine herhangi bir etkisi yoktur.

Krom Pikolinat: Dayanıklılık ve kas dokusunu arttırdığı dile getirilse de sonuçlar çelişkilidir. Önerilen dozda kullanılan krom pikolinat sindirim sistemine, yüksek oranda kullanımı ise anemiye neden olabilmektedir.

Bu listeyi uzayıp gitse de ideal vücuda sahip olmak sadece yeterli ve dengeli beslenme ile sağlanabilmektedir. Yeterli ve dengeli beslenme, sporcularda performans artışı, üst düzey konsantrasyon ve motivasyon sağlarken, yetersiz ve dengesiz bir diyet, sağlık problemlerine ve performans düşüklüğüne sebep olabilir. Doğal besinlerin ve dengeli bir diyetin daha yararlı olduğu su götürmez bir gerçektir. Çünkü dengeli bir diyet sporcunun sadece performansını arttırmakla kalmaz, ona yaşam boyu sağlık ve zindelik vaat eder.

Beslenme Programınıza Özel

-Fitness ve vücut geliştirme ile uğraşan bireylerin beslenme programı düzeni normal bireylerden biraz farklılık göstermektedir. Özellikle diyetlerinin %55-60’ı karbonhidratlardan, %15-20’si proteinlerden, %25-30’u yağlardan gelecek şekilde düzenlenmelidir.

-Hayvansal kaynaklı besinlerin protein içeriği yüksek olması nedeni ile tercih edilmelidir. Diğer dikkat edilmesi gereken nokta ise hayvansal yağlardan uzak durmaktır. Tüketmiş olduğunuz etin görünür yağlı kısımlarını tüketmeyin.

-Özellikle örnek protein kaynağı olan yumurta haftada 3-5 defa tüketilmelidir.

-Karbonhidrat kaynakları spor ile uğraşan bireylerde çok önemlidir. Özellikle dönemsel olarak alımına dikkat edilmeli ve kesinlikle bir beslenme uzmanı veya diyetisyen tarafından ayarlanmalıdır.

-Kaslar ve karaciğerde glikojen depoları yer alır. Egzersiz sırasında bu depolar yıkılmaya başlar ve vücuda enerji sağlar. Karaciğerde açlık esnasında yaklaşık 60 g glikojen bulunurken, bir öğünden sonra bu miktar 120 grama kadar ulaşabilir. Kaslardaki glikojen deposu daha fazladır, 70 kg ağırlığındaki bir bireyin kaslarında 200–500 gram glikojen depolanır. Bu miktar, sporcuya özgü karbonhidrat ağırlıklı diyetlerin tüketilmesi ile iki katına çıkartılabilir.

-Sporcular için önemli olan vitamin ve mineraller, antioksidan özellik taşıyan; A, C, E vitaminleri ve selenyum mineralidir. Egzersizle birlikte, vücutta oluşan serbest radikallerin oluşturabileceği zararları önlemekte bu besin öğelerinin etkileri önem taşır. Enerjisi yeterli, tahıl ürünleri, sebze ve meyveden zengin bir diyet tüketiyorsanız, tabletlere ihtiyacınız yoktur.

-Spor yapan bireylerde en sık rastlanan, mineral yetersizlikleri kalsiyum, demir ve çinko yetersizlikleridir. Hayvansal kaynaklı gıdaları yeterince tüketmeyen ve ya vejetaryen olan sporcularda sıkça gözlenir. Vejetaryen olmayan sporcular yeterli miktarlarda hayvansal kaynaklı gıda tüketirlerse, tablet kullanmaya ihtiyaçları kalmayacaktır.

MENÜ-1
SABAH: 1 adet peynirli domatesli sandviç
1 su bardağı taze sıkılmış nar suyu
KUŞLUK: 1 avuç fındık veya badem veya ceviz
ÖĞLEN: 2 orta boy ızgara biftek
Haşlanmış karışık sebze
4–6 kaşık az yağlı safranlı pilav
1 büyük bardak fesleğenli ayran
İKİNDİ: 2 adet peynirli tost
1 su bardağı çilekli süt
AKŞAM: 1 adet ızgara tavukgöğsü
Peynirli fırında mantar
4-6 kaşık zeytinyağlı barbunya
1 kase yağsız cacık
1-2 dilim tam buğday ekmeği
GECE: 1 su bardağı süt
12-14 adet yeşil erik

Karbonhidrat: 221,6g
Yağ: 54,1g
Protein: 90,1g

MENÜ-2

SABAH: Peynirli omlet (1 yumurta+2 yumurta beyazı ile yapılmış)
1 su bardağı süt
1-2 dilim kızarmış çavdar ekmeği
1 tatlı kaşığı reçel
KUŞLUK: 2 kutu meyveli yoğurt
ÖĞLE: Izgara levrek
Roka salatası
1 adet domatesli top ekmek
2 adet ızgara karides
Limonlu soda
İKİNDİ: 1 adet peynirli-salamlı sandviç
1 su bardağı taze sıkılmış karışık meyve suyu
AKŞAM: 2 adet haşlanmış tavukgöğsü
4-6 kaşık kepekli makarna
1 su bardağı yoğurt
4-6 kaşık zeytinyağlı mantar
GECE: 3-4 dilim karpuz
1 dilim peynir
1 dilim yulaf ekmeği

Karbonhidrat:217,4 g
Yağ:55,3 g
Protein:98 g

Dyt.Serkan TUTAR

15 Temmuz 2010 Perşembe

Yağ Yakımı İçin Besin Takviyesi Programı

Yağ yakımını sağlayacak besin takviyelerinden günde ne kadar kullanmamız gerektiğini merak ediyorsanız, 2 haftalık tablo size yardımcı olabilir. Tek yapmanız gereken aşağıdaki vitamin ve mineralleri günlük beslenme düzeninize eklemek.

1. Hafta
İlk hafta aşağıdaki besin takviyelerini programınıza katın.
• C Vitamini: Kahvaltı eşliğinde 500-1000 mg
• Karnitin: Sabah, spordan önce, gece 1000 mg
• Selenyum: Kahvaltı eşliğinde 200 mikrogram
• Kalsiyum: Kahvaltı eşliğinde 1000 mg
• Çinko: Yatmadan 30-60 dakika önce aç karnına 30 mg
• Yeşil çay özü: Kahvaltıdan, spordan ve akşam yemeğinden önce 500 mg
• Kafein: Kahvaltı eşliğinde ve spordan 1-2 saat önce 100 mg

2. Hafta
İkinci hafta aşağıdaki besin takviyelerini programınıza katın.
• C Vitamini: Kahvaltı ve akşam yemeği eşliğinde 1000 mg
• Karnitin: Sabah, spordan önce, gece 1500-2000 mg
• Selenyum: Kahvaltı eşliğinde 200 mikrogram
• Kalsiyum: Kahvaltı eşliğinde 1000 mg
• Çinko: Yatmadan 30-60 dakika önce aç karnına 30 mg
• Yeşil çay özü: Kahvaltıdan, spordan ve akşam yemeğinden önce 500 mg
• Kafein: Kahvaltı eşliğinde ve spordan 1-2 saat önce 200-300 mg

Diyetisyen Ferin Batman

Doğru Beslenme, Sağlıklı Zayıflama

Beslenme anne karnında başlayıp, ömrümüzün sonuna kadar süren yaşamımızın olmazsa olmaz bir parçasıdır. Bu parçanın bir kısmına da çeşitli sebeplerden aldığımız kiloları vermek oluşturuyor.

Sağlıklı ve dengeli beslenmek için 50 çeşit besin öğesine ihtiyacımız vardır, bu besin öğelerini günlük olarak düzenli bir şekilde , tükettiğimiz zaman sağlıklı ve dengeli beslenerek ,sağlıklı bir kilo veriminden bahsedebiliriz.Yeterli ve dengeli beslenmek vücudumuzun dengeli çalışmasını sağlar.Vücudumuzun tüm fonksiyonlarını tam olarak yerine getirebilmesi için , ihtiyacı olan besin öğelerini düzenli olarak almak gerekir. Yeterli beslenme; vücudun ihtiyaç duyduğu besin öğelerinin yeteri miktarda vücuda alınması; dengeli beslenme ise vücudun besinsel ihtiyaçları karşılanırken besin çeşitliliği sağlanması olarak tanımlanır. Günlük besin ihtiyaçlarının karşılanması için, yeterli miktarlarda süt ve ürünleri, et ve ürünleri, tahıl ve ürünleri, sebze ve meyve tüketilmeli, günlük yağ ihtiyacı doğru kaynaklardan karşılanmalıdır.

Besin öğelerinin her birinin vücutta ayrı işlevleri vardır. O yüzden bu besin öğelerinden birinin veya birkaçının sağlanamaması durumunda vücudumuzun çalışmasında, sağlığımızı korumamızda, büyüme ve gelişmemizde bozukluklar görülür. O yüzden beslenme de amaç, bireyin yaşı, cinsiyeti, fiziksel aktivitesi, hastalıkları, genetik yatkınlıklarına göre gereksinimi olan bütün besin öğelerini yeterli miktarda sağlamaktır.

Zayıflama diyetlerinde gerekli besin öğelerini karşılamak ve vücudumuzun gerekli enerjiyi sağlamamız gerekir. Kilo almak veya vermek enerji dengesiyle alakalıdır. Yaktığınız enerjiden fazlasını alırsanız bu size yağ deposu olarak geri döner, aldığınız enerjiden fazla yakarsanız bu da vücudumuzda depo olarak kullanılan yağların yanmasını sağlar. Ancak çok düşük kalorili diyetlerde, bireyin gereksinimlerini karşılamayan diyetlerde yağ yerine kas kitlenizi yakarsınız ki, bu da görünümüzde bir değişiklik yaratmaz, tartıda kilonuzun düştüğünü görürsünüz ama yağ dokularınız azalmadığı için beden ölçüleriniz düşmez. Fit bir görünüme sahip olamazsınız. Sağlıklı dokunuzu ( kas dokunuzu) kaybedip, metabolik hızınızın düşmesine sebep olursunuz.

Dünya sağlık örgütün son verilerine göre sağlıklı kilo kaybında haftalık beklenen kilo kaybı 0,5 ila 1 kilo arasındandır. Evet, insanı hayal kırıklığına uğratacak kadar küçük rakamlar bunlar ama unutmamak lazım ki hızlı verdiğiniz kiloları aynı hızla geri alırsınız ve sağlığınızı tehlikeye atarsınız. Yavaş ve size özel hazırlanmış, makul enerji içeriğine sahip bir zayıflama diyetiyle, beslenme alışkanlıklarınızı da düzelterek, verdiğiniz kiloları korumak konusunda çok daha büyük ve önemli atmış olursunuz. Diyet kişiye özeldir, bireyseldir. Bireysel farklılıklarımız beslenme durumumuza birebir yansır.

Aktivite düzeyini artırmak kilo verme dönemi içinde hem kilo vermenizi kolaylaştırır hem de verdiğiniz kilonun yağdan kaybını kolaylaştır. Yağ dokusunun miktarının azalması, vücutta kaslı dokunun miktarının artışı ve dolaşımın düzgün gerçekleşmesi için, hareketli bir yaşam tarzı gerekir. Haftada 3 kez günde 30–45 dakika yapılacak egzersiz veya günde 10.000 adım atmak, kilo vermenizi kolaylaştıracağı gibi sağlıklı ve dinç kalmanızı da sağlar.

Diyetisyen Canan AKSOY

13 Temmuz 2010 Salı

Kolesterol Ne Zaman Katile Dönüşür?

Kolesterol, insan vücudunda yer alan ve yağa benzeyen maddedir. Vücudumuzda kolesterol üretilmesinin yanı sıra, bizde hayvansal kaynaklı besinlerden vücudumuza kolesterol alırız. Bitkisel besinlerle kolesterol aldığımız kanısı ise yanlıştır, çünkü bitkisel kaynaklı besinler kolesterol içermez.

Kan kolesterol seviyesindeki değişiklikler kalp hastalığı ile yakın ilişkili olması nedeniyle, kan kolesterol seviyesi yüksek olan kişilerde kalp hastalıklarına yakalanma ve kalp krizi geçirme riski daha yüksektir. Kolesterol seviyeniz yüksekse arter adı verilen damarlarınızda kolesterol birikmesi meydana gelebilir ve damardan kan akışı yavaşlar, bu durumda kalp ritminizde bozukluğa neden olur.

Kalp sağlığınızın, vücut ağırlığınız ile de birebir ilişkisi bulunmaktadır. Özellikle bel çevresi 88 cm üzerinde olan bayanların, 102 cm üzerinde olan erkeklerin kalp hastası olma riski normal ölçülere sahip olan bireylerden daha yüksektir.

Kolesterol seviyenizin düşmesi ve artmasını sağlayan önemli etmenler vardır. Bu etmenlere dikkat ederek, kolesterolün katil olmasını engellemek sizin elinizde…

Size bağlı olan etmenler

Beslenme Programı: Kolesterol problemi yaşamamak için sadece belli bir dönem değil, yaşamınızın sonuna kadar uygulanabilir bir beslenme düzeni oluşturmalısınız. Özellikle hayvansal kaynaklı besinlerde doymuş yağ ve kolesterol bulunması nedeni ile bu grup besinleri miktar olarak daha dikkatli tüketmelisiniz. Günlük besin gereksinmenizi sadece bir diyetisyenle görüşerek öğrenebilirsiniz.

Fiziksel Aktivite: Hareket berekettir. Fiziksel aktivitenin, kan kolesterol seviyesine olumlu etkileri olduğu uzun zamandan bu yana bilinir. Kötü kolesterol olarak adlandırılan LDL’yi düşürmesinin yanı sıra, iyi huylu kolesterol olarak adlandırılan HDL seviyenizin yükselmesini sağlamaktadır. Bu sebeple haftada 3–4 gün, günde 30 dakikadan fazla fiziksel aktivite yapmalısınız.

Kilo kontrolü: Fazla kilo, kan kolesterolünüzün de artışı anlamına gelmektedir. Özellikle kilosu fazla olan bireylerde kalp hastalığı görülme riski daha yüksektir. Kilonuzu kontrol ederek HDL’nizin yükselmesini, LDL ve total kolesterolünüzün düşmesini sağlayabilirsiniz.

Size bağlı olmayan etmenler

Yaş ve Cinsiyet: Yaşınız ilerledikçe kan kolesterol seviyenizde artma meydana gelmektedir. Özellikle aynı yaştaki bayanların kolesterol seviyeleri, erkeklerin kolesterol seviyelerinden daha yüksektir. Menopozla birlikte bu fark iyice belirginleşebilir.

Genetik: Birçok hastalıkta olduğu gibi genetik etmenler kalp hastalıklarında da etkilidir. Özellikle vücudunuz da üretilen kolesterol seviyesi olması gerekenden yüksek ise bunu istenilen seviyeye indirmek çok daha fazla emek gerektiren bir süreç haline gelebilir.


Diyetisyen Serkan Tutar

10 Temmuz 2010 Cumartesi

Ofis Ortamının Doğurdugu Beslenme Sorunları ve Çözüm Önerileri

“İşe başladığımdan beri çok kilo aldım!” cümlesini her ortamda çok sık duyabilirsiniz. Bu konuda alınabilecek önlemler ve yapılabilecek şeyler aslında oldukça basit ve uygulanabilirdir. Ancak herkesin iş yeri koşulları, çalışma saatleri, işe gidip gelme süresi, kullanılan taşıt türü, beraber çalışılan müşteri kitlesi birbirinden çok farklıdır. Bu nedenle iş yeri ortamında karşılaşılan beslenme sorunları çok çeşitlilik gösterebilir ve kişiye özel çözüm üretmek ancak yüz yüze görüşmeyle sağlanabilir. Bunun yanı sıra, eğer büyük şehirde yaşıyorsanız ve gününüzün büyük bir kısmı çok kişinin çalıştığı bir plazada geçiyorsa tıpkı iş arkadaşlarınız gibi kişisel hayatınızın en önemli konularından biri olan beslenmenizde benzer sorunları ve bu sorunların doğurduğu sonuçları yaşıyorsunuzdur. Öyle bile olsa herkesin metabolizması birbirinden farklı olduğu için etkilenme dereceleri veya vücudun koşullara uyum sağlarken gösterdiği esneklik de farklı olacaktır.

Ofis ortamında karşılaşılan bazı ortak beslenme sorunları ve bu sorunların doğurduğu sonuçlar şunlardır:

Ø İşe yetişme telaşında trafik nedeniyle geç kalmak ve kahvaltı yapmadan güne başlamak.

Ø İşlerin uzaması nedeniyle öğle yemeği saatini kaçırmak ve yememek veya çok geç bir saatte yemek.

Ø Anlaşmalı yemek şirketinin yemeklerini ve mönülerini beğenmemek veya kişinin damak tadına hitap etmemesi sonucu dışardan fast-food sipariş vererek beslenmek.

Ø Anlaşmalı yemek şirketinin yemek kalitesinin düşük olması, yemeğin çok yağlı pişirilmesi ve kalori dengesinin bozukluğu nedeniyle fazla ve kalitesiz kalori almak.

Ø Sürekli çay-kahve türü diüretik (idrar söktüren) sıvıların alınması sonucu fazlaca su kaybetmek.

Ø İş yoğunluğu nedeniyle unutulduğu için veya tuvalete gitme ihtiyacını bastırmak için az su içmek.

Ø Ara öğün tüketilmediği veya ana öğünler atlandığı için sık sık kan şekerinin düşmesi(hipoglisemi) sonucu açlık hissi yaşamak.

Ø Uzayan toplantılar nedeniyle öğün atlandığı için kan şekerinin düşmesi(hipoglisemi) sonucu açlık hissi yaşamak.

Ø Ana öğünlerde yetersiz ve dengesiz yemek yeme sonucu kan şekerinin çabuk düşmesi(hipoglisemi) ve açlık hissi yaşamak.

Ø Sürekli çay-kahve türü diüretik (idrar söktüren) sıvıların alınması sonucu hipoglisemi yaşamak, mide asitinin artması ve reflü sorunlarının ortaya çıkması.

Ø Kan şekerinin düşmesi sonucu sinirlilik, titreme, halsizlik, yorgunluk hissi ve sürekli baş ağrısı yaşamak.

Ø Düşen kan şekeri nedeniyle vücudun karbonhidrat (şeker) ihtiyacını bisküvi, kek, kurabiye, tatlı, kraker, cips, çikolata, pasta, poğaça vb. hamurlu ve şekerli besinlerle bastırmaya çalışmak.

Ø Masanızda bulunan çekmecenizde her zaman çikolata, şekerleme, kek, bisküvi vb. besinleri saklamak.

Ø İş arkadaşlarınızla mola sürenizde birbirinize bir şeyler ikram etmeniz sonucu atıştırmaların bir alışkanlık ve psikolojik bağımlılık haline gelmesi.

Ø İş çıkış saatinin uzaması nedeniyle akşam yemeğini atlamak veya çok geç bir saatte yemek.

Ø Akşam yemeğinde yanlış tercihler yaparak yüksek kalori almak ve/veya yatana kadar yüksek kalorili besinler atıştırmak.

Ø Ofis koşulları ve masa başı işler nedeniyle hareket etmemek, ofis dışında egzersiz yapmaya zaman bulamamak.

Ø Bütün bunların sonucu olarak KİLO ALMAK, VÜCUT TİPİNİN DEĞİŞMESİ, BÖLGESEL (KARIN-KALÇA) YAĞLANMA

Sorunlarınızı bu şekilde tespit edip farkındalığınızı arttırarak çözüme giden yolda önemli bir adım atmış olabiliriz. Her sorun tek tek ele alınıp iyileştirilmesi gereken bir konudur. Bu maddelerden sadece birkaçını düzelterek bile ofis hayatınızda sağlığınızı korumuş ve iş verimliliğinizi de arttırmış olursunuz. Üstelik iş arkadaşlarınız ile uyumlu bir işbirliği yaparsanız hem kendiniz hem de çevreniz için kalıcı bir çözüm de üretmiş olursunuz.

Ofis ortamında karşılaşılan beslenme sorunlarını çözmek için yapabileceklerimiz şunlardır:

•Güne kahvaltısız kesinlikle başlamamak. En azından evden çıkmadan önce 1 bardak süt içmek veya ufak bir sandviç hazırlamak. Tost, simit-peynir, simit-ayran, peynirli sandviç gibi kahvaltı seçeneklerini tercih etmek.

•Öğlen veya akşam yemeği saatiniz iş yoğunluğu nedeniyle kaçacak ise ara öğün tüketmek. Ara öğün olarak taze veya kuru meyve, tost, ayran, yoğurt, meyveli yoğurt , hazır çorba, galeta veya diyet bisküvi türlerini tercih etmek

•Ara öğününüzde tüketeceğiniz besinleri her gün evden getirmek veya en dayanıklı olanları çekmecenizde saklamak(kuru kayısı, erik, kutu süt, diyet bisküvi, galeta vb).

•Öğle yemeğinde ana yemeğin yanında garnitür olarak verilen kızarmış patates, püre, pilav, makarna, börek vb. besinlerin yarısını yemek (Unutmayın masa başında hareketsizsiniz). Mönünüzde varsa mutlaka çorba, zeytinyağlı sebze, salata, yoğurt vb. yardımcı yiyecekleri tüketmek. Kepekli veya tam buğday ekmeği yemek.

•Seçme imkanı varsa mönüden en düşük kalorili olanları tercih etmek.

•Tatlı yerine meyve veya sütlü tatlıları tercih etmek. Yemekten hemen sonra değil ara öğün olarak öğleden sonra tercih etmek.

•Masanızda sürahi veya su şişesi bulundurmak ve küçük bardaklarla sık sık içmek. Çay ve kahvenin dışında toplamda 6-8 bardak su içmek.

•Çay ve kahve tüketimini sınırlamak. Yoğunluğunu azaltmak. Bunlarla beraber tükettiğiniz şeker miktarını azaltmak.

•Çekmecelerinizde bisküvi, kek, kurabiye, tatlı, kraker, cips, çikolata bulundurmamak.

•Toplantı ortamına müdahale etme imkanınız varsa ikram olarak taze veya kuru meyve, diyet bisküvi, galeta, tuzlu kurabiye önerisinde bulunmak.

•Bir egzersiz danışmanına danışarak ofis ortamında yapabileceğiniz egzersizler öğrenmek.

•Asansör yerine merdiven tercih etmek.

•Şirket yöneticilerine beslenme ve/veya egzersiz konularında personel için seminer almaya teşvik edecek dileklerde bulunmak.

Hazırlayan : Diyetisyen Serap Orak Tufan

8 Temmuz 2010 Perşembe

Kısa Sürede Kilo Vermek Mümkün Ama Sağlıklı Değildir

Sağlıklı kilo verimi haftada 1-1,5 kg.dir.
WHO’ya göre haftada 0,5 kg. zayıflamak sağlıklıdır. Kısa sürede kilo vermenin sağlık açısından sakıncaları:

+ Kas kütlesi kaybı %25’den fazla olur.
+ Vücutta çatlaklar,
+ Vücutta sarkma ve gevşeme,
+ Ciltte kuruluk,
+ Saçlarda dökülme,
+ Halsizlik,
+ Mide bulantısı,
+ Baş dönmesi,
+ Yorgunluk
+ Tırnaklarda kırılmalar görülür.
+ Kalp krizi riski artar.
+ Metabolizma bozulur.
+ Verilen kiloları geri alma olasılığı yüksektir.

Diyetisyen Bahattin Arslan

7 Temmuz 2010 Çarşamba

Çabuk Kilo Verdiren İşe Yaramaz Diyetler

Atkins diyeti, Simeons diyeti, Bloom diyeti, Stillman diyeti ve daha niceleri. Dünyada ilk çıktıklarında insanların uygulamak için sağlıklarından oldukları diyetler bunlar. Çabucak kilo verdiren ama sağlığı bozan bu diyetleri isimlerini bilmeseniz de sizde uygulamış olabilirsiniz. Hızlı kilo kaybına neden bu diyetlerin bazıları “0 kalorilik”, bazıları bol yağlı, bazıları da 3 gün uygulanan diyetler. Düşününki 3 günde almadığınız 10 kiloyu, 3 günde vermeye çalışıyorsunuz.

Kilo kaybının asıl anlamı, vücuttaki yağ oranının azalmasıdır. Bu diyetler ise vücuttan yağ kaybı yerine su atılmasına, dolayısıyla bireyin hızlı bir şekilde kilo vermesine neden olmaktadır. Ama verilen bu kilolarda hızlı bir şekilde de geri alınmaktadır. İşte o zaman içtiğiniz su bile gerçekten size yaramaktadır.

Vücudunuzun alışık olduğu yiyecek miktarını bir anda azalttığınız anda, beyniniz emir verir ve metabolizmanız yavaşlar, ayrıca iştahınızda da artma gözlenir. Siz çok az yemeye devam ettiğiniz sürece vücutta yağ deposunu kullanmamak için o derece direnir.

Aklımızda yanlış oluşan yargılardan biride aldığımız besinlerden sadece yağı azaltmak, aslında fazla miktarda alınan şekerde, vücutta kullanılmadığı zaman yağ olarak depolanmaktadır.

Vücuttan kilo kaybı yağ dokusu, kas kitlesi ve su kaybı olarak gerçekleşir. Kilo vermede asıl hedefimiz vücudunuzdaki yağ kitlenizden kayıp yaratmaktır. Hızlı kilo kaybı ilk önce su kaybına daha sonra ise kas kitlesi kaybına neden olur, bu sebeple kilo verirken ilk önerimiz kas kitlesinin daha az, yağ dokusunun daha çok kaybı için fiziksel aktivitedir.

Verdiğiniz Kilolar Size Geri mi döndü?

Çok aç kaldınız, istediğiniz kiloya vardınız; fakat kısa zamanda hepsini fazlası ile geri aldınız. Neden mi? Çünkü kısa zamanda verdiğiniz kilolar sizin metabolizmanızı yavaşlattı ve siz eski yeme düzeninize döndüğünüzde vücudunuza bu besinler fazla geldi. Bu tür diyetlerden sonra normal yemeklere döndüğünüzde, tekrar kilo almamak için eskisinden çok daha az yemelisiniz.

Bu sıkıntıları çekmemek için yapmanız gerekenler gayet basit. Gazete ve dergilerde yazan diyetlerin hiç birisini uygulamayın. Çünkü o diyetler hangi cinsiyete, hangi yaş grubuna ve hangi kilodaki bireye yazıldığını bilmiyorsunuz. Gerçekten sağlıklı bir şekilde kilo vermek istiyorsanız bir beslenme ve diyet uzmanına başvurabilirsiniz. Çünkü “DİYET BİREYE ÖZELDİR” ve sadece o diyetin sahibi o diyeti uyguladığında kilo verir, ama başkası o diyeti uyguladığında kilo almasının yanında sağlığını da kaybedebilir. Diyete başladığınızda sadece yemeklerinizden kesmenin çözüm olmadığını bilin ve fiziksel aktiviteyi de hayatınızın bir parçası haline getirmeyi unutmayın.

Diyetisyen Serkan Tutar

4 Temmuz 2010 Pazar

Diyet Yapıyorum!!!

Hızlı yükselen obezite grafiği nedeniyle bu cümleyi sık sık duyar olduk. Obezite sadece tıbbi bir konu olmayıp, gelişmekte olan dünyada sosyal ve ekonomik boyutlarıyla da düşünülmesi gereken önemli bir sağlık sorunu. Günümüz beslenme alışkanlıklarında yağ ve karbonhidratların fazla tüketilmesi fiziksel aktiviteden uzaklaşarak TV ve bilgisayar başında fazla zaman harcamak bu artışın önemli sebeplerinden sayılabilir. Peki, daha sağlıklı ve estetik görünmek içi n ne yapmalıyız, ne yapmamalıyız

Zayıflıyorum ama daha sağlıklı mıyım?

Sağlıklı zayıflama için vücutta varolan dengeyi korunarak, kişiye uygun bireysel programlar yapılmalıdır. Birey, kendisini psikolojik olarak zorlamayan, yaşam tarzına ve beslenme alışkanlıklarına en uygun ve mutlaka uzman kontrolü altında bir beslenme programına girmelidir. Birçok birey zayıflama telaşıyla diyet yapma sendromu denilebilecek bir durum içine girmekte ve medyadan, tanıdıktan, zayıflatan diyet olduğuna inanarak, bilinçsizce diyet yapmaya başlamaktır ve kimi zaman da olumlu sonuç almaktadır. “Ne zararı olabilir” diye düşündüğümüz bu diyetlerin aslında vücudumuzda birçok olumsuz etkisi olabilir.

Metabolizma hızı diyetle etkilenir.

Diyet yaparken dikkat edilmesi gereken önemli noktalardan biri olan metabolizma hızı bireylerde farklılık gösterir. Diyet yapmak metabolizma hızını etkiler. Bilinçsizce yapılan diyetler metabolizma hızını düşürerek verilen kiloların geri alınmasına neden olur. Üstelik ilerleyen zamanda kilo verme hızı da düşecektir. Sık sık diyet yapmak, ağır şok diyetler yapmak, zayıflamak için bilinmeyen bitkisel ürünler ve zayıflama çayları kullanmak metabolizma hızını etkileyen en önemli etmenlerdir. Yapmamamız gereken, kendi metabolizmamızı iyi tanıyıp, onu yönetmeyi öğrenmektir. Yani metabolizmamızın ihtiyaçlarını iyi belirleyip, bu ihtiyaçlara göre dengeli beslenmeli ve sağlığımızı kaybetmeden zayıflamalıyız.

Herkesin metabolizması farklıdır. Kişi, kendi metabolizmasına uygun, sağlıklı bir beslenme planı oluşturmalıdır. Bu planı uygulayabilmek için, uzun süreli ve yaşam tarzını değiştiren yeni alışkanlıklar geliştirmek gerekir. Yeni beslenme alışkanlıkları değişiklik yapma olanağı ile bireyin ne yiyeceğinizi kendisinin seçmesi sağlayarak diyeti monotonluktan ve sıkıcılıktan kurtarır. Sağlıklı beslenme programı başlangıçta zor gelebilir. Fakat zamanla programa metabolizmanızın ve sizin programa alıştığınızı ve kontrollü bir şekilde kilo kaybettiğinizi göreceksiniz ve en önemli değer olan sağlığınızı kaybetmeden!!

Şok diyetler zayıflatır mı?

Evet zayıflatır. Çünkü ani olarak yetersiz besin alımı söz konusudur. Diyetin amacı, bünyenin dengesini koruyarak zayıflamaktır. Bir an evvel kilo vermeyi amaçlayan şok diyetler ise bünyenin dengesini koruyamadığı gibi az önce bahsedildiği gibi metabolizmanın hızını da yavaşlatır. Hızla kilo geri alımı gerçekleşir. Üstelik karaciğer etrafında toplanan yağlar, karaciğer fonksiyon bozuklukları, lipit profilinde bozukluk (kolesterol, trigliserit, LDL kolesterol, HDL kolesterol gibi…), diyabet, yüksek tansiyon ve koroner kalp hastalığı riskini de artırır. Zayıflamak, daha estetik görünmek adına yapılan şok diyetler bir yandan vücutta deformasyona neden olurken, diğer yandan pek çok sağlık sorunlarına yol açar. Sık sık kilo alıp verme vücudun direncini düşürür, hastalıklara yakalanma riskini artırır. Şok diyetlerle zayıflamaya çalışan kişilerde; saç dökülmesi, adet düzensizliği, libido kaybı, anksiyete, hipoglisemi ve tansiyon düzensizliklerine oldukça sık rastlanır.

Arkadaşımın diyeti ile zayıfladım?

Bireylerin cinsiyet, yaş, boy, kilo, kan bulguları, hastalıkları ve genetik mirasları da farklıdır. Üstelik buna, beslenme alışkanlığı ve beslenme koşullarını da eklersek, diyetin neden bireye özgü olduğunu anlamış oluruz. Dolayısıyla nasıl kişileri standardize edemiyorsak, diyetleri de standart hale getiremeyiz. Örneğin a kişisinin diyetindeki et miktarı b kişisinin kan değerlerine göre fazla geliyor olabilir ya da metabolizma hızı yavaş bir bireyin diyetinin kalorisiyle hızlı olan bireyin kalorisi arasında büyük farklılıklar vardır.

Yapılacak diyette, kişinin vücut yağ oranı, kan değerlerindeki şeker, kolesterol, kan sayımı, ailesinin hastalık öyküsü son derece önemlidir. Zayıflamak için sadece bu kriterleri içine alacak bir diyet değil, bir beslenme programı uygulamak gerekir. Bu program aynı zamanda, yaşam tarzını da değiştireceği için, hem daha sağlıklı olmayı sağlar, hem de kilo problemini ortadan kaldırır. Kişiye özel olarak hazırlanan beslenme planı, verilen kiloları da uzun süre korur.

Light ürünler tüketiyorum?

Markette pek çok tam yağlı, yarımyağlı, light ürünle karşılaşıyoruz. Tam yağlı olanlarla, yarım yağlı olanlar arasındaki farklılık kalorinden ileri gelmektedir. Vitamin ve mineral değerleri değişmeyen bu ürünlerden yarım yağlı olanların tüketilmesi kandaki yağların yükselmemesine yardımcı olabilir. Sıfır yağlı olan diyet ürünlerde ise biraz daha seçici olmak gerekir. Özellikle çocuklarda diyet ürünleri kullanılırken dikkatli olunmalıdır. Hatta gerekirse bir uzmana danışılmalıdır. Bu ürünlerde dikkat edilmesi gereken bir başka nokta da, diyet ürünleri ile diyabetik ürünlerin ayrılmasıdır. Diyet yazan yiyeceklerin bazılarının kalorisi ile diyet olmayan ürün aradında bazen kalori farkı bulunmayabilir. Diyet ürün alırken etiket mutlaka okunmalıdır. Tatlandırıcı içeren ürünlerdeki tatlandırıcı çeşidi önemlidir çünkü bazı tatlandırıcılar kalori içerebilir, bu ürünler daha çok diyabetliler içindir. Diyabetlilerin kan şekerlerini hızlı artırmadıkları için diyet olarak etiketlendirilirler. Bu ürünlerde kalorisi yüksek olan tatlandırıcılar kullanılır. Bu ürünleri bir uzmana danışarak kullanmak en iyisidir. Diyet ürünlerin bir diğer tehlikesi de ‘diyet kaçamakları’na neden olmasıdır. Kalorisi düşük olan bu ürünler, sınırsız tüketime yol açabilirler. Evet, bu besinler, normal besinlerden yüzde 20-30 daha düşük kalorilidir. Fakat bir yerine 2-3 paket tüketilmesi durumunda, kalori eşitleneceği için, kaybedilecek tek şey lezzet olur. Diyet ürünler genel olarak, öğün aralarında açlığı bastırmak veya nefsi köreltmek için kullanılmalıdır.

Sağlığımı bozmadan nasıl zayıflarım ?

Mutlaka zayıflama konusunda uzman bir sağlık ekibiyle ( doktor- diyetisyen- hemşire ve gerekirse psikolog), kişiye en uygun beslenme programı ile zayıflama sağlanabilir. Beslenme düzenlenmeden büyük kilo kaybının gerçekleşmeyeceği unutulmamalıdır. Mucize diyet, mucize yöntem diye birşey yoktur. Mucize olan en sağlıklı yöntemle kalıcı kiloya ulaşabilmek ve sağlıklı beslenmeyi öğrenebilmektir. Unutmayın sağlıklı beslenme programları sadece kilolu insanların öğreneceği birşey değildir, her insanın ister zayıf, ister kilolu, ister çocuk, ister ergen, ister yaşlı, ister hamile her insan sağlıklı beslenmelidir!! Dengeli beslenme olarak tanımlayabileceğimiz böyle bir beslenme planı kişiyi, karaciğerde büyüme, yağlanma, kemik erimesi, zihinsel fonksiyonlarda bozukluk, diş çürümesi gibi sağlık sorunlarından korur.

Unutmayın, herkes dengeli beslenmeyi öğrenebilir!!

Sağlıklı ve mutlu günler...
Diyetisyen Fatma Baysal

1 Temmuz 2010 Perşembe

Kolesterol Düşürücü Diyette Püf Noktalar

Kan kolesterol seviyenizi yüksekse ve düşürmek için çabalıyorsanız, beslenme programınızda yapacağınız ufak değişiklikler ile bu probleme çözüm bulabilirsiniz.
İşte yapmanız gerekenler

—Posa alımını arttırmalısınız. Başta sebze ve meyveler olmak üzere, kuru baklagiller, tam tahıl ürünleri ve kuru meyveler beslenmemizdeki posa kaynaklarıdır. Günde ortalama 5-9 sebze ve meyve tüketilmelidir. Posa bitkilerin sindirilmeden atılan kısımlarıdır ve kolesterolün vücutta emilimini azaltır. Meyve ve sebzelerden kabukları ile tüketilebilenleri kabukları ile tüketmek posa alımını arttırır.

— Kan kolesterol seviyeniz istenilen aralıktan daha yüksekse yulaf ekmeğini tercih etmek daha akılcı bir seçim olacaktır. Yulaf ekmeği içerdiği beta-glukanlar ile kan kolesterolünü azaltıcı etki gösterir.

—Kuru baklagiller haftada 2–3 defa tüketilmelidir. Kuru baklagiller posadan zengin olmalarının yanı sıra, birçok vitamin ve mineralden zengindir. Kan kolesterolünü azaltıcı etkileri de bilinmektedir.

—Kolesterol ve doymuş yağ içeriği yüksek olan sakatatlar, sucuk, salam, sosis, pastırma, tereyağ, kuyruk yağ, iç yağ, kabuklu deniz ürünleri gibi hayvansal gıdalar, hazır meyve suları gibi şeker içeriği yüksek içecekler, yağ içeriği yüksek soslar, yağda kızartma ve kavurma yöntemleriyle hazırlanan yemekler ve yemeklere lezzet vermesi için kullanılan et ve tavuk suyu kullanılmamalı ve diyetten tamamıyla çıkarılmalıdır.

—Süt ve süt ürünleri grubundan olan yoğurt, peynir gibi besinler hayvansal kaynaklı besin olması nedeni ile miktar olarak tüketiminde aşırıya kaçılmaması gereken besinlerdir. Günde 2–3 su bardağı süt veya yoğurt, 1-2 dilim peynirden fazlası tüketilmemelidir. Özellikle süt ve grubunu az yağlı olanlardan tercih etmeniz hem daha fazla kalsiyum almanızı sağlayacak hem de günlük doymuş yağ ve kolesterol alımınızı azaltacaktır.

—Yanlış bilinenin aksine, yemeklerde sadece zeytinyağı kullanmak kalp sağlığını korumaya yetmez. Zeytinyağı ile ayçiçeği veya mısır özü yağı ile karıştırarak kullanmanız, vücudunuzun ihtiyaç duyduğu yağ asitlerini dengeli bir biçimde almanızı sağlar.

—Kuruyemişlerin kararında tüketimi, kan kolesterol seviyesi yüksek olan bireyler için özellikle önerilmektedir. Badem, ceviz veya fındık her gün düzenli olarak tüketilmelidir. Fakat miktarına dikkat edilmeli, ceviz günde 2 adet, badem 5 adet, fındık ise günde 10 adet tüketilmelidir.

—İş temposu ve yoğunluktan dolayı dışarıda yemek yeme durumunda kalıyorsanız, ızgara, haşlama, fırında hazırlanan besinleri daha çok tercih etmeniz gerektiğini unutmayın.

—Su tüketimine özen gösterin ve günde 8–10 bardak su içmeyi ihmal etmeyin.

—Beslenme düzenine dikkat eden bireylerin en büyük özelliği alışveriş yaparken etiketleri dikkatli okumalarıdır. Dikkatli okunan etiket sağlıklı bir beden anlamına gelmektedir. Özellikle alınan besinlerin içeriğine dikkat edilmeli ve yağ içeriği düşük olan besinler daha fazla tercih edilmelidir.

Parantez içinde unutulmaması gerekenler


1-Tek suçlu yumurta mı?

Kolesterol hastalarının en çok uzak durduğu besin yumurta olmasına rağmen, bu konudaki yapılan çalışmalar göstermiştir ki haftada 2 defa haşlanmış yumurta tüketmenin kolesterolünüze olumsuz etkisi bulunmamaktadır. Kolesterol sadece yumurtanın sarısında bulunmaktadır. Dilenirse yumurta beyazı da haşlanmış olarak kahvaltılarda sofranızda yer alabilir.

2-Tatlıların kan kolesterol seviyesi üzerine etkisi var mı?

Tatlıların içeriğinde kolesterol bulunmamaktadır, fakat boş enerji kaynağı olarak düşünüldüğünde kilo almanıza neden olabileceği unutulmamalıdır. Ayrıca aşırı şeker tüketimi, kan yağlarınızın yükselmesine neden olur. Bu nedenle tatlı ve şekerli besin tüketiminde aşırıya kaçmamaya özen göstermelisiniz.

3-Alkolün kolesterol seviyemi arttırır mı?

Alkol tüketimi, kişilerin kolesterol seviyesini arttırabilir. Ayrıca yapılan çalışmalar göstermiştir ki, alkol alan bireyler bir sonraki gün daha fazla yağlı besinleri tercih etmişlerdir. Bu durumda kan kolesterol seviyeleri açısından alarm durumu anlamına gelebilir. Alkol konusunda unutulmaması gereken en önemli ayrıntı ise günde erkekler için 2 kadeh, bayanlar için ise 1 kadeh kırmızı şarap tüketiminin kan kolesterol seviyesine olumlu etkisi olduğudur. Alkol tüketmeyen kişiler, aynı olumlu etkiyi kırmızı-mor meyveler ile yakalayabilir.

Dyt. Serkan TUTAR

29 Haziran 2010 Salı

Daha Dinç Bir Yaşlılık İçin Doğru Beslenme

İnsanın doğası gereği; herkes daha uzun süre yaşamak ve daha uzun süre genç kalmak ister. Eski zamanlarda bu bir mucize veya sihir olarak görülürken, günümüzde dinç bir yaşlılık geçirmek eskisine nazaran çok daha kolay. Sağlık bilimlerinde son yıllarda elde edilen gelişmelerle artık genç kalmak bir sihir değil…

Daha dinç, daha hareketli ve sağlıklı bir yaşlılık için yapılması gerekenler bir bütün olarak ele alınmalıdır. Yaşam tarzında yapılacak değişikliklerle, zinde günler geçirmek mümkündür. Hareketli bir yaşam tarzı, sigaranın yaşamımızdan tamamen çıkarılması, alkolün ve vücudumuza zararlı diğer ürünlerin tüketiminin sınırlandırılması ve stres ile başa çıkma tekniklerinin uygulanması ile torunlarınızla oyun oynayabileceğiniz, tek başınıza zorlanmadan alışverişe çıkabileceğiniz günler size daha yakın olacak. Doğru beslenmenin daha uzun bir gençlik dönemi ve daha zinde bir yaşlılık için olan önemi ise yadsınamaz. Doğru beslenerek genç bir yaşlı olmanın yollarını bu yazıda bulacaksınız…

Yaşlılığın ve yaşlılığa bağlı hastalıkların oluşumunda çevreden ve tükettiğimiz besinlerden vücudumuza aldığımız serbest radikaller adı verilen zararlı maddelerin yeri büyüktür. Serbest radikallerden korunmanın ise iki yolu vardır. Bunlardan ilki; vücudumuza serbest radikalleri mümkün olduğunca az almaktır. Bu da temiz bir çevrede yaşamak ve doğru beslenmek ile mümkündür. Günlük beslenmemizde, serbest radikallerin ana kaynağı olan bazı besinlere daha az yer vererek serbest radikallerden korunabiliriz. Bu yiyeceklerin başında kızartma ve kavurmalar gelmektedir. Kızartma işlemi sırasında oluşan serbest radikaller, birçok hastalığa davetiye çıkartırlar. Soframızda ızgara, buğulama ve haşlama yöntemlerine daha fazla yer vererek, serbest radikallerin bir kısmını hayatımızdan uzaklaştırabiliriz. İkinci yol ise, serbest radikallerin düşmanı olan ve onları yok eden, antioksidan adı verilen öğelere sofralarımızda daha fazla yer vermektir. Antioksidanlar, çeşitli gruplara ayrılırlar ve birçok besinde yer alırlar. Bu besinlerin başında sebze ve meyveler gelmektedir. Günde 5–8 porsiyon sebze ve meyve tüketmek, tansiyon, şeker, kanser ve kalp hastalıkları gibi birçok hastalığın oluşum riskini azaltmaktadır. Sebze ve meyvelerin farklı renklerde olması da önem taşır. Çünkü renkleri farklı olan sebze ve meyveler farklı etkin maddeler içermektedir. Koyu yeşil yapraklı sebzelerin, brokolinin, domates, havuç, turunçgiller gibi kırmızı-turuncu sebze ve meyvelerin sofrada yer alması önemlidir. Yapılan araştırmalar, domatesin yaşlılıkla birlikte ortaya çıkan prostat kanserini engelleyici etkisi olduğunu göstermektedir. Haftada 1-2 kez 2 diş sarımsak tüketmekte, sağlığı koruyucu etki gösterir.

Yaşlılıkla birlikte en çok gözlenen sorun ise, kemiklerle ilgilidir. Yaşımız arttıkça vücudumuzdan eksilen en belirgin iki öğeden biri su diğeri ise kalsiyumdur. Kemiklerden yaşla birlikte eksilen kalsiyum, alınan besinler ile karşılanamazsa kemik hastalıkları (örneğin kemik erimesi gibi) ortaya çıkabilir. İnsan vücudu 20 yaşına kadar kemiklerinde kalsiyum depolar. Bu yaştan sonra ise, kemiklerden kayıp başlar. Bu kayıpların karşılanması ileriki yaşlarda kemik sorunlarından korunmak için önem taşır. Her gün 2–3 su bardağı süt ile kemiklerinizden kaybolan kalsiyumu yerine koyabiliriz.

Yaş ile birlikte vücudumuzda yağ dokusu artar. Bunun sebebi ise metabolizmanın yaş ile birlikte yavaşlıyor olmasıdır. Fiziksel aktivite ile desteklenen bir sağlıklı beslenme örüntüsü ideal kiloyu korumada yardımcıdır. Fazla kilolar, sadece taşınması güç birer ağırlık değildir. Aynı zamanda kalp hastalıkları, tansiyon, şeker, yüksek kolesterol için de risk faktörüdür. Yapılan araştırmalar, fazla kilolu veya şişman erkeklerde prostat ve kolon kanseri görülme riskinin daha fazla olduğunu ortaya koymuştur. İdeal kilonuzu koruyarak, sadece eklemlerinizi değil, genel sağlığınızı da korumakta kendinize destek olabilirsiniz.

Suya her yaşta önem verin… Günde en az 8 su bardağı sıvı tüketimi kabızlıktan korunmada ve zararlı maddelerin vücudumuzdan atılmasında bizlere yardımcı olur. Su tüketiminizi arttırmaya çalışın. Yaşla azalan susama hissi su tüketiminizi engelliyorsa bitki çaylarını, taze sıkılmış meyve sularını, eğer sindirim sisteminizle ilgili bir şikâyetiniz yok ise, maden suları ve sodalarını, ayranı da deneyebilirsiniz.

Yaşlılık, birçok fizyolojik, hormonal ve çevresel etmen sonucunda oluşan ve normal hayat döngüsünün parçası olan bir olgudur. Sağlıklı beslenme ile bu döngüyü yavaşlatmak ise sizlerin elindedir.

Sağlıklı günler dilerim…

Diyetisyen Gizem Tutar

28 Haziran 2010 Pazartesi

Akdeniz Diyeti

Akdeniz diyeti Türkiye başta olmak üzere, Yunanistan, Fransa, İtalya gibi bazı ülkelerin geleneksel beslenme şeklini temsil etmektedir. Aslında bu ülkelerin bazı bölgelerinde bu beslenme şekli daha çok uygulanmaktadır. Örneğin Adana'yı düşündüğümüzde sadece Akdeniz diyeti değil, buna ek olarak doğu kültüründen de alınan yemekler ile bir zenginlik söz konusu olmuştur. Ayrıca kültürel alışveriş nedeni ile de mutfağımıza birçok yeni besin girmektedir ve klasik olan Akdeniz diyeti bozulma noktasına gelmiştir. Peki, nedir bu diyet, gerçekten sağlıklı mı yoksa aksine sağlığımız için tehlike arz eden bazı noktaları var mı?

Akdeniz diyeti bugün dünyada bilinen ve insanların uygulamak için çaba gösterdiği bir diyettir; çünkü içeriğinde taze doğal besinleri içermektedir. Özellikle meyve, sebze ile birlikte zeytin yağ, fındık, fıstık, ceviz ve şarabı içermektedir. Ayrıca birçok insanın damak zevkine aynı anda hitap eden ender diyetlerden biridir.

Akdeniz diyeti özellikle kalp-damar hastalıkları için önerilen bir diyettir. Ayrıca sevilen, uyum sağlanması kolay ve hoşa giden bir diyet olması nedeni ile de binlerce yıl varlığını devam ettirmiştir.

İnsan sağlığı içinde birçok önemi vardır; çünkü işlenmiş besinlerden çok doğal besinlerin tüketilmesi daha yaygındır.

Akdeniz diyetinde tüketimi önerilen ve önerilmeyen bazı besinler vardır. Dilerseniz kısaca onlardan bahsedelim.

-Günde en az 5-6 porsiyon taze olmak koşulu ile sebze ve meyve önerilmektedir.

-Kepekli ürünlerin tüketilmesi daha çok istenmektedir. Beyaz ekmek olarak adlandırdığımız normal ekmek ise daha sınırlı tüketilmesi önerilmektedir. Ayrıca şekerleme ve bisküvilerde sınırlandırılmıştır.

-Etlerin genelde yağsız olması tercih edilmektedir. Beyaz et, düşük yağlı süt, yoğurt ve peynir önerilirken. Sosis, salam, sucuk, yağlı et, süt, yoğurt ve peynirlerin daha sınırlı tüketilmesi önerilmiştir.

-Özellikle balık tüketimi Akdeniz diyetinde ön plandan tutulmaktadır. Somon, uskumru, alabalık v.b. balıkların haftada en az 2-3 kez tüketilmesi önerilmektedir. İşlenmiş balıklar ve kızartılmış ürünler sınırlandırılmıştır.

-Yağ olarak tüketilmesi gereken ise kesinlikle zeytinyağıdır. Ayçiçek yağı, soya ve fıstık yağının ise tüketimi daha sınırlı olmalıdır.

-Özellikle yağlı tohumlar olarak bahsettiğimiz kuru yemişler ile mercimek, nohut tüketimi arttırılmalıdır. Aksine tuzlu ve balla kızartılmış bayat kabuklu yemişlerin tüketilmesi sınırlandırılmıştır.

-İçki olarak ise şarap, bira ve rakı daha ön plandadır. 1 kadeh şarap (150cc), 1 kutu bira (330cc), 1 duble rakı (45cc)'dan herhangi biri seçilmelidir ve kesinlikle bu ölçüler geçilmemelidir.

-Akdeniz diyetinde cips, kraker, margarin, tatlı çörek, hamburger gibi besinlere yer yoktur. Bu besinlerin tüketilmemesi önerilmektedir.

Bu yazdıklarım benim kendi doğrularım değil Akdeniz diyetinin özellikleri. Özellikle zeytinyağı ilk tercih olmalı ama zeytinyağını ayçiçeği yağı ile karıştırarak kullanmak vücut için elzem olan yağ asitlerini sağlama açısından daha yararlı olacağını düşünüyorum. Ayrıca içkilerin tüketiminin her gün değil sadece özel günlerde olması belirtilmelidir. Bunun dışında Akdeniz diyeti gerçekten insan sağlığının korunması açısından çok önemli bir diyettir ve bizim damak tadımıza tamamı ile uygundur. Sağlıklı günler sizlerle olsun…

Diyetisyen Serkan Tutar

Yaz Hamileliğinde Beslenme

- Hamileliği yaz dönemine denk gelen kadınlar nasıl bir beslenme biçimi seçmeliler? Kaçınılması gerekenler ve özellikle alınması gerekenler diye ayırabilir miyiz besinleri?

Hamileliğin bir kadının hayatında yaşadığı en ayrıcalıklı dönem olduğunu düşünüyorum. Bu kadar ayrıcalıklı bir durumda tabi ki beslenme de başlı başına ele alınması gereken önemli bir konudur. Vücutta hormonların farklılaşmasıyla beraber her kadında farklı beslenme davranışları ortaya çıkabilmektedir. Özellikle de yaz mevsimi hamile kadınlar için daha da zor geçmektedir.

Hamilelik süresince bebeğin büyüme ve gelişiminin sağlıklı olabilmesi için annenin beslenmesine özen göstermesi gerekmektedir. Yaz mevsiminde su kaybı, besin zehirlenmeleri, kan basıncı değişiklikleri daha sık yaşanmaktadır. Yapılması gerekenleri veya kaçınılması gerekenleri hamilelikte ortaya çıkabilen bazı durumlarla ve buna yönelik çözümlerle açıklayabiliriz.

Ø Sıcak nedeniyle aşırı terleme su kaybına neden olur. Vücut suyunu dengede tutabilmek için en az 2 litre su içilmelidir. Sıvı alımı arttırılmalıdır(limonata, taze ve doğal meyve suları, ayran), ancak karışık bitki çayları içilmemelidir. Bazı bitki çayları hamilelikte düşük riski oluşturabilir.

Ø Eğer kan basıncınız(tansiyon) düşükse ayran ve mineralli suları tercih etmelisiniz. Kan basıncınız yüksekse tuz alımını kısıtlamalısınız. Maden suyu içmemelisiniz. Tuzlu ve salamura besinleri tüketmemelisiniz(aşırı tuzlu zeytin, peynir, turşu, tuzlu kuruyemişler, salamura ve tütsülenmiş etler, soya sosu, cipsler vb.). Ödem riskiniz varsa yine aynı şekilde tuz kısıtlamasına gitmelisiniz.

Ø Sıcaklık nedeniyle besinlerde mikroorganizma üremesi kolaylaştığı için dışarıda olan besin tüketiminize dikkat etmelisiniz. İyi pişmiş yemekleri tercih etmeli, az pişmiş veya çiğ etli yemekler yememelisiniz(çiğ köfte, suşi, az pişmiş etler). Kolay bozulabilen tavuk ve balık etini dışarıda yememeye özen göstermelisiniz. İyi yıkanmama olasılığını göz önünde bulundurarak çiğ salata ve sebze yememelisiniz. Soslu, mayonezli, kremalı besinlerden uzak durmalısınız. Hijyenine güvendiğiniz restoranları tercih etmeli, açıkta satılan besinleri yememelisiniz.

Ø Bulantınız fazlaysa sıvı alımınızı azaltmalısınız. Katı besinleri azar azar sık sık yemeli, kusma varsa mineral dengenizi sağlamak amacıyla tuzlu krakerler tercih etmelisiniz.

Ø Bazı gebelik hormonları kabızlığa neden olur. Bu durumu çözmek için günlük su tüketimi 2 litrenin altına düşmemelidir. Her öğünde pişmiş sebze yemeği ve çiğ salata tüketimi olmalıdır. Öğün aralarında çiğ meyve tüketimi, bazı meyvelerin kompostosu veya hoşafı tercih edilmelidir. Özellikle kayısı, erik, incir, üzüm ve armut kabızlığı önlemekte çok yardımcıdır. Bunun dışında kurubaklagil yemek, tam tahıllı ekmekleri tercih etmek, bulgur, yulaf ezmesi gibi posalı besinleri tüketmek de gerekir.

Yukarıda saydıklarımızın dışında hamile kadının ve bebeğin sağlığı açısından yeterli ve dengeli besin tüketimi çok önemlidir. Bunun için diyetisyeniniz tarafından hazırlanan, hamilelik ayınıza ve kilonuza uygun beslenme planınızı mutlaka takip ediniz.

- Nasıl bir program öneriyorsunuz?

HAMİLELİKLE UYUMLU ÖRNEK BESLENME PLANI


SABAH:

1 su bardağı süt(şekersiz, kalsiyumdan zenginleştirilmiş)

1 adet haşlanmış yumurta veya 1 dilim kaşar peyniri
1 dilim beyaz peynir
5 adet zeytin veya 2 adet bütün ceviz
Domates ,salatalık ,maydonoz, yeşil biber
2 dilim tam buğday/çavdar ekmeği veya kepekli ekmek

ARA:

1 porsiyon meyve(15 adet kiraz veya 3-4 adet kayısı)

ÖĞLE:

3 köfte kadar ızgara/haşlama/fırında pişmiş kırmızı et veya tavuk veya balık
4 yemek kaşığı pilav(tercihen bulgur) veya makarna veya 1 porsiyon kurubaklagil yemeği
1 su bardağı yoğurt veya 1 kase cacık
1 tatlı kaşığı zeytinyağı eklenmiş bir kase salata (yeşil yapraklı, domates, salatalık, havuç vb.)
1 dilim tam buğday/çavdar ekmeği veya kepekli ekmek

ARA:

1 porsiyon meyve (5 adet kırmızı erik veya 1 adet şeftali)


ARA:

2 adet kepekli galeta

AKŞAM:

6 yemek kaşığı sebze yemeği
4 yemek kaşığı pilav(tercihen bulgur) veya makarna veya 1 porsiyon kurubaklagil yemeği
1 su bardağı yoğurt veya 1 kase cacık
1 tatlı kaşığı zeytinyağı eklenmiş bir kase salata (yeşil yapraklı, domates, salatalık, havuç vb.)
1 dilim tam buğday/çavdar ekmeği veya kepekli ekmek

ARA:

1-2 porsiyon meyve(1 dilim karpuz ve/veya 15 iri tane üzüm)


YATARKEN:
1 su bardağı süt(şekersiz)

Hamilelikte aylara ve kişinin kilosuna göre besin tüketimi ayarlanmalıdır. Bu liste örnek oluşturması bakımından verilmiştir.

- Hamileleri yazın rahatlatmaya yönelik ya da tüm hamilelik boyunca güçlü beslenmelerini sağlayacak özel yiyecek-içecek tarifleri yazabilir misiniz?

Hamilelerin tüm bu süreçte alması gereken yiyeceklerin başında süt ve süt ürünleri gelmektedir. Bebek gelişimi için annenin depolarını kullandığından bir sorun yaşamaz. Ancak hamile kadının ilerde yaşayabileceği osteoporoz , diş hastalıkları riski yüzünden bu besinleri düzenli tüketmesi gerekmektedir. Tek başına süt veya yoğurt tüketemeyenler için meyveli süt veya taze otlarla lezzetlendirilmiş yoğurt tarifleri verebilirim.

Taze otlarla lezzetlendirilmiş yoğurt:
1 kase yoğurdun içine ince dilimlenmiş bir salatalık, ince kıyılmış taze soğan, maydanoz ve taze fesleğen koyunuz. Bütün bunları kaşık yardımıyla karıştırınız. Süslemek ve lezzetini arttırmak için üzerine biraz da taze nane yaprakları serpiniz. İsteğe göre çok az tuz veya sarımsak da ekleyebilirsiniz. Bu karışımın yanında 2 adet fırın galetası ile beraber serin, lezzetli, hoş bir ara öğün oluşturabilirsiniz.

Mevsim meyveleriyle lezzetlendirilmiş süt: 1 su bardağı soğuk sütün içine 2 adet taze kayısı, 1/4 adet şeftali ve 1/4 adet muzu doğrayarak hepsini blenderdan geçiriniz. İsterseniz bu karışıma 1 top vanilyalı dondurma veya 2-3 parça buz da ekleyip karıştırabilirsiniz. Bu serin ve besleyici içeceğinizi ara öğün olarak tüketebilirsiniz.

7 Meyveli Yaz Salatası: Karpuz, şeftali, kayısı, kavun ve mürdüm eriklerini küp küp doğrayınız. İçine birkaç tane kiraz ve üzüm de ekleyerek karıştırınız. Bu şekilde yiyebileceğiniz gibi dilerseniz 1 kase yoğurt ile karıştırıp meyveli yoğurt da yapabilirsiniz.

Limonata: 2-3 adet limonun kabuklarını iyice yıkadıktan sonra rendeleyiniz. Sonra sıkıp suyuna limon kabuğu rendelerini ekleyiniz. Bu karışıma birkaç yaprak taze nane de koyarak 1 litre soğuk su ile karıştırınız. 2-3 yemek kaşığı toz şekeri yavaş yavaş karıştırarak eritiniz. Aromalarının tam olarak çıkabilmesi için bir süre beklettikten sonra içebilirsiniz. Ara öğünlerde serin bir içecek olarak tercih edebilirsiniz.

Hazırlayan : Diyetisyen Serap Orak Tufan

24 Haziran 2010 Perşembe

Sağlıklı Kalp İçin Doğru Beslenme

Son yıllarda yaşam tarzımızda meydana gelen değişiklikler nedeni ile kalp hastalıklarından yakınanların sayısında artış oldu. Özellikle karın bölgesinde meydana gelen yağlanmayı takip eden şişmanlık oranının artışı, fiziksel aktivite oranının azalması ve beslenme tarzımızın değişimi ile kalp ve damar hastalıklarına yakalanma riskimiz artık eski dönemlere göre daha fazla… Peki, bu riski düşürmek için neler yapılabilir?

Kalp sağlığını korumak konusunda sağlıklı beslenmenin ve fiziksel aktivitenin önemi artık yadsınamaz bir gerçek. Beslenmemizi sağlıklı ilkelere göre düzenlemek ve fiziksel aktivitemizi arttırmak hayat kalitesini düşüren bu hastalıklara yakalanma riskini azaltır.

İDEAL KİLOYU KORUMAK ÖNEMLİDİR…
Şişmanlık, diğer birçok hastalıkta olduğu gibi kalp ve damar hastalıkları için de büyük bir risk faktörüdür. Özellikle karın bölgesinde biriken yağlar bu konuda kalça bölgesinde biriken yağlara göre daha büyük risk oluşturmaktadır. Kadınlarda bel çevresinin 80, erkeklerde 92 cm geçmemesi sağlıklı bir kalp için önem taşır.
Beden kitle indeksi adı verilen ve vücut ağırlığının(kg), boy uzunluğunun (cm) karesine bölünerek hesaplanan kavramda vücut ağırlığımızın sağlıklı olup olmadığı hakkında bize bilgi verecektir. Beden kitle indeksi 25’in üzerinde olanlar için risk artarken, 30’un üzerinde olanlar için risk katlanarak artmaktadır. Fakat beden kitle indeksinin yaş ile bağıntılı olduğu unutulmamalıdır. Yaşınıza uygun ideal kiloyu ve beden kitle indeksini bir beslenme ve diyet uzmanından öğrenebilirsiniz.
Vücut ağırlığının korunması, günlük besinlerle alınan enerji miktarının vücutta harcanan enerji ile eşit olmasıyla sağlanabilir. Toplumda giderek artan yağlı ve hazır besin tüketimine bağlı enerji alımının artması ve teknolojiye bağlı olarak fiziksel aktivitenin azalmış olması kilo almamızı sağlayan birinci etkendir ve vücut ağırlığını korumanın en zahmetsiz yolu sağlıklı besinler tercih etmekten ve uygun miktarlarda yağ ve şeker tüketmekten geçer.

NASIL BESLENMELİYİZ?
Sebze ve meyvelerden zengin bir beslenme tarzı benimsemek kalp sağlığını korumak açısından önem taşımaktadır. Bu tür besinlerin içerdiği vitaminler, posa ve antioksidan adı verilen koruyucu öğeler sağlığımızı geliştirmek konusunda kilit noktaları oluşturmaktadır. Birkaç sene önceye kadar günde 5 porsiyon sebze ve meyve tüketimi ideal iken, son zamanlarda yapılan araştırmalar günde en az 5 porsiyon çiğ sebze ve meyve tüketimini desteklemektedir. İdeal tüketim günde 7 porsiyon olmalıdır.

Herkesin bildiği gibi omega–3 yağ asitlerinden zengin olması nedeni ile balık, kalp sağlığı açısından önemlidir fakat dikkat etmemiz gereken bazı püf noktaları vardır. Haftada üç kez ızgara veya buğulama balık tüketmek yeterli olacaktır. Yağda kızarmış balık tüketiyorsanız, omega–3 yağ asitlerinin kızartma işlemi sırasında etkinliğini kaybettiğini bilmelisiniz. Ayrıca yapılan bazı çalışmalar konserve balıkların omega–3 içeriğinin taze balıklara göre daha az olduğunu göstermiştir.
Kepekli ekmek tüketimi, diyetimizi posa açısından zenginleştirir, bu da kalp sağlığımız için önemlidir. Fakat piyasada üretilen birçok kepekli ekmek tam buğday unundan yapılmamakta ve içerisine kepek daha sonradan ilave edilmektedir. Tam buğday unundan yapılmış ekmekler, sağlık açısından tüketilmesi kepekli ekmeklere göre daha avantajlıdır.

Eski dostlarımız olan kurubaklagillerden son zamanlarda biraz uzaklaşmış olsakta, bu besin grubunun sağlığa olan yararlı etkileri yadsınamaz. Kurubaklagiller içerdikleri posa ve antioksidanlar sayesinde kalp sağlığını korurlar ve kan kolesterol seviyesini dengede tutarlar. Haftada en az iki kere kurubaklagil tüketilmelidir. Ayrıca, zayıflamak isteyenler diyetlerinde kurubaklagilleri daha sık bulundurmalıdırlar.

Kalp sağlığı için en büyük risk, yüksek kan kolesterolü ve doymuş yağları fazla tüketmektir. Hazır besinlerin, et ve süt ürünlerinin doymuş yağ açısından zengin olduğu unutulmamalıdır. Kırmızı etlerin görünür yağlardan ayırarak tüketmek, yağı azaltılmış etleri tercih etmek, tavuk eti ve hindi etine sofrada daha sık yer vermek diyette doymuş yağ miktarını azaltır. Sütlerin yarım yağlı olanlarının tercih edilmesi ve kaymaksız yoğurt tüketimi de kalp sağlığını destekleyecektir.
Sağlıklı günler dilerim…

Diyetisyen Gizem Tutar

22 Haziran 2010 Salı

Menopoza Giriyorum!!!

Menopoz dönemi kadınlarda bedensel ve psikolojik olarak birçok değişikliğin yaşandığı doğal bir süreçtir. Kadınlarda en önemli hormonlardan biri olan östrojen hormonunun vücutta azalması ile vücuttaki yağ dokularında büyük değişiklikler görülmektedir. Kadınlarda abdominal bölge dediğimiz karın bölgesinde yağlanma artmaktadır. Ayrıca birçok fizyoloik değişiklik ile birlikte menapoz döneminde kadınlarda metabolizma hızında da düşme gözlenmektedir. Bir çok kadın için menopoz, kültürel ve sosyopsikolojik etkileri de beraberinde getirir.

• Kişi kendini daha telaşlı hissedip duygularda dalgalanma olabilir. Diğer semptomlar ise tahammülsüzlük, konsantrasyon eksikliği, baş ağrıları, ağlama nöbetleri, cinsel isteksizlik, yorgunluk ve depresyondur.Görüldüğü gibi oldukça büyük değişikliklerin meydana geldiği bu dönemde beslenme gerçekten çok önemlidir.

• Menapoz döneminde sağlıklı beslenme bir yaşam tarzı haline getirilmelidir.

• İdeal vücut ağırlığı korunmaya çalışılmalıdır. Fazla kilo olan bireyler mutlaka bir zayıfla programına dahil olmalıdır. Menapozda vücut kilo almaya daha eğilimlidir.

• Menopoz döneminde rutin kontroller çok önemlidir. Klinik takibin yapılması sağlığın korunmasında en önemli koruyucu yöntemdir.

• Enerji alımı fazla ya da tam tersi yetersiz olmamalıdır. Bu dönemde vücut ihtiyacı olan enerjiyi almalıdır. günlük öğün sayısı arttırılmalı, sık sık beslenilmelidir. Ayrıca herhangi bir sağlık sorunu varsa ( hipertansiyon-diyabet vs..) mutlaka ona uygun bir beslenme programı çıkartılmalıdır.

• Menopoz döneminde osteoporoz kadınlarda görülen önemli bir sağlık sorunudur. Bu yüzden Kalsiyum ve D vitamini çok önem kazanmaktadır. Özellikle süt ve süt ürünlerinin yanı sıra koyu yeşil yapraklı sebzeler, kurubaklagiller, fındık, badem, kuru incir iyi kalsiyum kaynaklarıdır. Günlük gerekli D vitamini ihtiyacı için de; güneş ışınlarından uygun şekilde ve düzenli olarak yararlanılmalı, kış günlerinde öğle vakitleri; ikindi ve yaz ayları kuşluk ve ikindi vakitlerinde güneşlenmelisiniz.Günde en az 30 dakika olmak üzere düzenli egzersiz yapılmalı ki bu dönemde spor kemiğin mineral miktarını önemli ölçüde iyileştirmektedir

• Hergün mutlaka en az 10 bardak kadar su içilmelidir.

• Dengeli düzeyde protein alımı sağlanmalıdır. Çünkü yüksek protein tüketimi idrarla kalsiyum atımını arttırır ve bu durum osteoporozis için önemli bir risk faktörüdür.

• Ayrıca tuz tüketimine dikkat edilmelidir, fazla tüketilmesi ödem, terleme ve ateş basmalarını arttırabilir , idrarla kalsiyum atımını hızlandırabilir.

• Yağlı besinler, kızartma ve kavurmalar, doymuş ve katı yağlar ile hazır-katkı maddeli içeriği bilinmeyen gıdalardan, kalorisi yüksek tatlılar, rafine besinler, cips, kola/gazoz gibi hazır meşrubatlardan uzak durulmalıdır.

• Balık, fındık, ceviz, domates, salatalık, yeşil biber gibi salata ve sebzeler, soya tüketilmesi faydalı olan besinlerdir. Ayrıca margarin tereyağı yerine zeytinyağı ve ayçiçek yağını karıştırarak kullanmak, tahıllardan zengin beslenmek bu dönemde yapılabilecek olumlu beslenme davranışlarıdır.

• Kahve, alkol ve çok acılı yiyeceklerden uzak durulmalı veya miktarı azaltılmadır. Çayları açık tüketmek ve ya siyah çay yerine yeşil çay tercih etmek yararlı olabilir.

• Sigara içmemeye özen gösterilmeli ve ya miktarı azaltılamalıdır. Sigara kandaki C vitaminini ve kandaki östrojen seviyesini düşürücü olumsuz etkiye sahiptir.

• Alkollü içeceklerden ve kafeinden uzak durulmalıdır. Alınan alkol kemik oluşum hücrelerini olumsuz etkilemektedir ve kalsiyum emilimini engelleyici etkiye sahiptir.

• Bu dönemde fiziksel aktivite çok önemlidir. Düzenli yapılan egzersizlerin menapoz belirtilerini azaltmakta ve kilo kontrolünde olumlu etkisi vardır.

Sağlıklı ve mutlu günler...

Diyetisyen Fatma Baysal

Diyetinizi Sabotajlara Karşı Koruma Altına Alın

Yeni bir girişim yaptınız ve diyete başladınız. Hayatınızı değiştirmeye karar verdiniz ve düzenli egzersiz yapmaya karar verdiniz. Yeni girişimlerinizi herkesle paylaşmak için sabırsızlanıyor olabilirsiniz. Fakat aceleci davranmayın herkes yeni fikirlerinizden sizler kadar hoşlanmayabilir.

Türk toplumunda yapılan “aaa daha ne yedin” baskıları, sizin mide kapasitenizi sizden daha iyi bilen bir misafirperverlik yaklaşımı diyetinizi daha ilk gününde sabote edebilir.
Oluşabilecek sabotajlara karşı önleminizi alın!

ÖNLEM 1: Besinleri “hayatınız” olmaktan çıkarın…

Siz diyetinize yoğunlaşmaya çalışıyor olsanız da, kimi ilişkileriniz buna engel olabilir. Eğer büyüklerinizi ziyaret ettiğinizde öncelik hep besinler ve yemek oluyorsa ilişkinizi derinleştirmenin vakti gelmiş demektir. Büyükannenize ve büyükbabanıza sürekli ikramlar yapmak yerine sizinle vakit geçirmelerini önerebilirsiniz. Kısa yürüyüşler, bahçede birlikte zaman geçirmek, sohbet etmek gibi alternatifler ile hem onları daha çok mutlu edebilirsiniz hem de diyetinizi sabote edilmekten kurtarırsınız.

ÖNLEM 2: Desteği doğru kişilerde arayın…

Herkes sizinle aynı fikirde olmayabilir. Sevgiliniz akşam yürüyüşlerinizi veya spor saatlerinizi gereksiz buluyor ve bu aktivitelere katılmak istemiyorsa moralinizi bozmayın. İş arkadaşlarınız, komşularınız veya dostlarınızdan hatta evcil hayvanınızdan da iyi birer yürüyüş partneri olabileceğini gözden kaçırmayın.

ÖNLEM 3: Arkadaşlarınızdan diyetinizi koruyun…

Arkadaşlarınız ne kadar destekçiniz olmak isteseler de, kimi zaman sizi yanlış seçimlere zorlayabilir. Onlarla birlikte dışarı çıktığınızda veya evlerine gittiğinizde kızartılmış seçenekleri, yüksek kalorili atıştırmalıkları tercih ederlerse veya sizi de seçimler konusunda zorlarlarsa hemen pes etmeyin. Artık birçok restoranda hafif ve sağlıklı yiyeceklerinde yer aldığını unutmadan diyetinize uygun seçeneklere yönelin. Unutmayın, onlarla iyi vakit geçirmeniz için aynı besinleri tüketmeniz gerekmiyor.

ÖNLEM 4: Susmayı öğrenin…

Diyette olduğunuzu paylaştığınızda insanlar genellikle bilinçsiz olarak sizi yemeye zorlar. Eğer motivasyonunuz yeteri kadar sağlam değilse direnme gücünüz bir süre sonra elinizden kaçacaktır. Bunu engellemek adına susmayı deneyin. Herkes sizin diyet yaptığınızı bilmek zorunda değil.

ÖNLEM 5: Sabotajlara direnmeyi öğrenin…

Diyete başladıktan bir süre sonra diyetinize karşı yapılacak sabotajlar hakkında engin bilgiye sahip olacaksınız. Elinizdeki bilgileri iyi kullanın ve hangi sabotajlara hangi sözler ile karşı gelebileceğinizi öğrenin. Diyetteyim kelimesi büyükannenizi caydıramıyorsa teşekkür etmeyi deneyin. Teşekkür etmeyi birkaç defa başarırsanız insanlar kararlı olduğunuzu daha iyi anlayacaktır.

ÖNLEM 6: Diyet sabotajı sözlüğü hazırlayın…

Teşekkür etmenin yetersiz geldiği durumlar için bir sabotaj sözlüğünüz olsun…
• Defalarca başarısız olmuş olabilirim ama boş yere deneme. Yeni bir strateji buldum.
• Her yıl obeziteye bağlı sağlık sorunlarından kaç kişinin öldüğünü biliyor musunuz?
• İstediğim elbiseyi almaya kesin kararlıyım.
• Yaşlandığımda sırtımda 10 kilo fazla yük taşımamaya kendime söz verdim. Gibi…

Bu cümleler ile kararlılığınızı sabotajcılara karşı daha rahat aksettirebilirsiniz. Hatta onları da sizin yolunuza çekmeye ikna edebilirsiniz.

Diyetisyen Serkan TUTAR

15 Haziran 2010 Salı

Aylara Göre Bebek Beslenmesi

Yeni doğmuş her canlı gibi bebeklerinde özel beslenme gereksinimleri vardır. Büyüme gelişme süreçlerine göre uygun besinlerin ay ay beslenme düzenlerine eklenmesi hem yaşa özgü büyüme standartlarına ulaşmaları hem de sağlıklı beslenme alışkanlıkları geliştirmeleri açısından önem taşır.

Bebekler ilk altı ay yalnızca anne sütü ile beslenmelidir. Anne sütü; dünyanın tek mucizevî besinidir. İçeriği bebeğin sindirim sistemine ve ihtiyaç duyduğu besin öğelerine özgüdür. Anne sütü ile beslenen bebeklerin IQ seviyelerinin, anne sütü alamayan bebeklere göre 8–9 puan daha ileride olduğu bilinmektedir. Zihinsel gelişimin yanı sıra, anne sütü içerdiği bağışıklık destekleyici özel maddeler ile bebeğin hastalanmasını önler ve onu enfeksiyonlara karşı korur. Anne sütü alan bebeklerde daha az gaz sancısı ve kabızlık şikâyeti gözlenir. Yapılan bazı bilimsel araştırmalarda; anne sütü alan bebeklerin gelecekte şişman olma riskinin azaldığı ve bu bireylerin gelecekte şeker hastalığı, yüksek tansiyon ve kalp hastalıklarına yakalanma riskinin daha düşük olduğu saptanmıştır. Hatta anne sütünü yeterli zaman alan bebeklerin gelecekte sigaraya başlama riski anne sütü almayanlara göre %50 daha azdır. İlk altı aydan sonra bebeklerde ayına özgü tamamlayıcı besinlere geçilmesi gerekir. Fakat anne bebeğini emzirmeye bebek 2 yaşına ulaşıncaya kadar devam etmelidir. Bazı bilimsel çalışmalarda bu süre 3 sene olarak tanımlansa da, pratikte annenin çalışması gibi dış faktörler nedeniyle genellikle bu süreye -3 sene- ulaşılamamaktadır. Anne sütünün yeterli olmadığı durumlarda ise doktor ve diyetisyen takibinde bebeğin gelişimi izlenmeli ve ayına uygun bebek mamaları ile anne sütüne destek olunmalıdır. Bu noktada anne, sütünün yeterli olup olmadığına kendi karar vermemeli, bebeğe mama vermeye başlamadan önce mutlaka bir diyetisyene danışmalıdır.

Bebek altıncı ayına geldiğinde, anne sütü bebeğin demir ve çinko gereksinimini karşılamaya yetmez. Bu nedenle anne sütüne ek olarak tamamlayıcı besinlere başlanır.

İlk altı aydan sonra bebeğin beslenmesine ilave edilecek tamamlayıcı besinlerin çeşidi; bebeğin gelişim ve beslenme durumu, sağlık durumu, sosyal, kültürel, etnik, dini ve finansal faktörlerden etkilense de, gelişim döngüsü içerisinde ilk altı aydan sonra ay ay bebek beslenmesi şu şekilde devam etmelidir.

6.ay: Ev yapımı yoğurt, elma suyu, pekmez, yumurta sarısı (çeyrek), devam mamaları
Bebeğin artan demir gereksinmesini karşılamak için pekmez ve yumurta sarısının beslenmesine ilave edilmesi gerekir. C vitamini ihtiyacı açısından meyve sularına başlanmalıdır. İlk olarak alerjik etkisi en az olan elma suyu tercih edilmelidir. Devam mamaları da, bebeğin günlük besinsel ihtiyaçlarının karşılanmasında önemli rol oynar.

7. ay: 6. aya ek olarak pirinç unu, pirinç, tavuk eti, az yağlı iki kez çekilmiş kıyma, sebze püre, meyve püre, sebze çorba ilave edilir.
Bebek beslenmesinde tamamlayıcı besinlere zamanında geçilmesi önemlidir. Püre besinler (yarı katı) ile bebeğin ağızda çevirme refleksinin geliştirilmesi amaçlanır. Tamamlayıcı beslenmeye başlamakta geç kalınması bebeğin çiğneme refleksinin geri kalmasına ve gelecek dönemlerde katı besinleri reddetmesine yol açabilir.

8. ay: 6. ve 7. aya ek olarak kıymalı ve sebzeli iyi ezilmiş ev yemekleri, tam yumurta, pastörize sert peynir, tahıl ve kuru baklagillerle yapılmış iyi ezilmiş yemekler ilave edilir.
Bu ayda bebek katı beslenme sürecine yavaş yavaş adapte edilmelidir. Artan beslenme ihtiyaçlarının karşılanması için bütün temel besin gruplarını içeren bir beslenme örüntüsü oluşturmak temel amaçtır.

12. ay: Aile sofrası
Bebeğiniz artık büyüdü ve sizinle sofraya oturmaya hazır. Baharatsız pişirilmiş, kızartma ve kavurma yöntemleri ile hazırlanmamış ev yemekleri ile hem büyümesinin yaşına uygun ilerlemesini hem de sağlıklı beslenme alışkanlıkları kazanmasını sağlayabilirsiniz. Unutmayacağınız nokta emziriyorsanız bir süre daha en azından günde bir sefer emzirmeye devam etmenizdir. Bebek 1. yaşını doldurduğunda inek sütü içmeye ve tuz kullanmaya başlayabilir. Bebeğinizin beyin gelişimi için iyotlu tuz kullanmaya ve tuzu yemeği ateşten aldıktan sonra ilave etmeye dikkat ediniz.

12. ay- 2 yaş: Yumurtanın beyazı ve balık alerjik besinler olduğu için ilk 1 sene verilmemelidir. Bir yaşını dolduran çocuk bu besinleri de tüketmeye başlayabilir.

Oyun çocuğu olarak tanımlanan bu dönemde; çocuğunuzun hem bedensel hem de zihinsel gelişiminin yeterli olması beslenmesinde yeterlilik ve çeşitlilik sağlamanız gereklidir. Ayrıca 5 yaşına kadar sürecek olan bu dönemde çocuğunuz sizleri de örnek alarak kendi beslenme alışkanlıkları geliştirecektir. Onun her konuda olduğu gibi beslenme konusunda da rol modeli olduğunuzu unutmamalısınız.
Bu dönemde; çocuğunuzun günde ortalama

- 2 su bardağı süt veya yoğurt ve 1–2 dilim peynir,
- 60–90 gram et veya tavuk veya balık,
- 4 porsiyon kadar ekmek, makarna, çorba gibi tahıllı besinler
- 4 porsiyon kadar sebze ve meyve, tüketmesine özen gösterin.

TAMAMLAYICI BESİNLERLE İLGİLİ BİLİNMEYEN PÜF NOKTALARI

• Meyve sularını evde kendiniz taze olarak hazırlayınız. Bir yaşından sonra pastörize olmasına dikkat ederek %100 meyve sularını kullanabilirsiniz. Bebeğe yatmadan hemen önce meyve suyu vermek reflü olma riskini arttırır.

• Bir tamamlayıcı besine ilk kez başladığınızda bebeğinizi kızartı, kusma, ishal, öksürük gibi alerjik reaksiyonlar açısından takip etmeniz gerekir.

• Aile öyküsünde besin alerjisi sık olan bebeklere 3 yaşına kadar balık ve kuruyemişlerin verilmemesi önerilir.

• Yetişkinler için sağlıklı olsa da, çocuklar 7 yaşına gelinceye kadar kepek ekmeği ve yağsız süt ürünlerini tüketmeleri gelişimleri açısından olumsuz sonuçlar doğurabilir.

• Yetişkinler için çok sağlıklı kabul edilmese de, çocukların beyin gelişimi tamamlanıncaya kadar her gün bir miktar tuzsuz tereyağı tüketmesi beyin gelişimleri açısından önemlidir.

• Eğer ilk altı aydan önce tamamlayıcı besinlere başlamak zorunda kaldıysanız, bebek 6. ayını bitirene kadar nitrat ve nitrit içerikleri nedeni ile ıspanak, hardal bitkisi, havuç ve diğer koyu yeşil yapraklı sebzeleri vermeyiniz. Bu sebzelerin erken başlanması bebekte mavi bebek sendromu adı verilen ve temeli vücutta fazla demir birikmesi olan bir çeşit sağlık sorununa neden olabilir.

• Kılıçbalığı, orkinos, uskumru, kiremit balığı gibi derin sularda uzun süre yaşayan balıklar ve kabuklu deniz ürünlerinin civa içeriği yüksektir. Bu tür balıkların gebeler, emzikliler ve bebekler tarafından tüketilmemesi gerekir. Ton balığı, somon ve kedi balığı civa içeriği daha düşük olan balıklardır.

• Bal, bebek 1. yaşına girene kadar verilmemelidir. 1 yaşından sonra altı ay süre ile besinlerin içerisinde pişirilmiş olarak verilebilir.

• Bebeklere bir yaşına kadar bitki çayı verilmemelidir. Özellikle nane çayının karaciğer rahatsızlığına yol açabileceğine dair bilimsel çalışmalar vardır.

Diyetisyen Gizem TUTAR

12 Haziran 2010 Cumartesi

Diyabette Beslenme

Diyabet, kan şekerinin kullanımını düzenleyen insulin hormonunun eksikliği yada kullanılamaması sonucu ortaya çıkan bir metabolizma hastalığıdır.Genellikle kan şekerinde yükselme, çok su içme, çok idrara çıkma, halsizlik, çabuk yorulma gibi bulgularla ortaya çıkar.Diyabet hastalığının oluşmasında etkili faktörler arasında kalıtım, şişmanlık, gebelik, uzun süreli ilaç kullanımı, enfeksiyonlar, psikolojik ve fizyolojik travmalar sayılabilir.

Diyabet genellikle tip1 diyabet ve tip 2 diyabet olarak 2 şekilde sınıflandırılır.

Tip I diyabet
Sıklıkla çocukluk ve gençlik döneminde rastlanan Tip I diyabettir. Ülkemizdeki diyabet hastalarının yaklaşık % 10’u bu tip şeker hastasıdır. Tip I diyabet tedavisinde insülin kullanmak gerekmektedir. Çünkü insülin hormonu vücutta yeterli derecede yoktur ve dışarıdan alınması gerekmektedir.

Tip II diyabet
Genellikle 40 yaş üstündeki kişilerde görülen diyabettir. Salgılanan insülin hücreler tarafından kullanılamaması veya insülin salgılama seviyesinin düşmesi ile oluşur.

Diyabetin tedavi yöntemleri
• Tıbbı beslenme tedavisi(diyet)
• İlaç(oral antidiyabetikler ve insülin)
• Eğitim
• Fiziksel aktivitedir.


Diyabette tıbbı beslenme tedavisi nasıl olmalıdır ?

• Diyabetli kişilerde alınması gereken günlük enerji miktarı kişiyi ideal kilosunda tutacak ve /veya ideal kiloya indirecek şekilde planlanmlıdır.
• Günlük alınan karbonhidrat miktarı enerjinin % 50-60 kadar olamlıdır.Karbonhidrat seçiminde basit karbonhidratlardan kaçınıp kompleks karbonhidratlar tercih edilmelidir.
• Enerjinin%25-30 yağlardan gelmelidir.Diyabetlilerde kan kolesterol düzeylerinin artması damar komplikasyonlarına neden olacağından günlük kolesterol tüketimi 300 mg aşmamalıdır.
• Diyetteki posa miktarı arttırılmalıdır.
• Öğün sayısı genellikle 3 ana 3 ara öğün şeklinde planlanmalıdır.
• Glisemik indeksi yüksek besinler tercih edilmemelidir,
• Alkol kullanımı sınırlandırılmalıdır.
• Günlük kullanılan ilaçları, tüketilen besinlerin ve yapılan egzersizin birbirini bütünleyici olmasına dikkat edilmelidir.


KALP Ve DAMAR HASTALIKLARINDA BESLENME

Ülkemizde yetişkin bireylerdeki ölüm nedenlerinin ilk sırasında kalp damar hastalıkları bulunmaktadır.Kadınlarda ve düşük sosyo ekonomik grupta daha az görülmekle birlikte dünya nüfüsünün %25 i kalp damar hastalıklarından etkilenmektedir. Kalp damar hastalıklarının oluşum nedenleri arasında, yüksek tansiyon, kolesterol yüksekliği, kalıtımsal yatkınlık, sigara, diyabet, sişmanlık ve hareketsiz yaşam biçimi sayılabilir.Kalp-damar hastalıkları beslenme ve yaşam tarzı değişikliği ile önlenebilen ve iyileştirilebilen bir sağlık sorunudur.
Kalp –damar hastalıklarında dikkat edilmesi gereken noktalar:


Günlük yağ alımınızı sınırlandırın
• Hayvansal besinlerden alınan doymuş yağların dışında ihtiyacımız olan günlük yağ gereksinimimizi, zeytinyağı (yerine fındık yağı) ile birlikte mısırözü yağını ( veya yerine soya veya ayçiçek yağı) eşit oranda karıştırıp yemeklerde ve salatalarda bu yağ karışımını kullanarak karşılayın.
• Besinlerde bulunan ve görünmeyen doymuş yağları azaltmak için et, süt, peynir ve yoğurdu az yağlı tercih edin,
• Pişirme yöntemlerinizde kızartma ve kavurmalardan kaçının,
• Kırmızı eti haftada1-2 kez tercih edin ,
• Tatlı tüketmek istediğinizde ağır hamur tatlıları yerine protein ve kalsiyum içeriği yüksek sütlü tatlıları haftada 1-2 gün tercih edin,

Posalı tüketiminizi arttırın
• Meyve, sebze ve salata tüketiminizi arttırın,
• Beyaz ekmek yerine kepekli , çavdar veya yulaf ekmeği tercih edin,
• Kabukları ile yenebilen meyveleri kabuğuyla birlikte tüketin,
• Meyve suları yerine meyvenin kendisini yiyin,
• Pirinç pilavı yerine bulgur pilavını tercih edin,
• Kuru baklagillere beslenmenizde haftada 2-3 kez yer verin,

Yumurta tüketiminizi haftada 2-3 ile sınırlayın
• Yumurtayı haşlanmış, yağsız tavada omlet veya bol sebzeli menemen şeklinde yiyebilirsiniz.

Beslenme alışkanlıklarınızı değiştirin
• Günde 3 ana 3 ara öğün olmak üzere toplam 6 öğün azar- azar ve sık beslenin.Böylece vücut çalışma hızınızı artırır kolesterolün dokularda kullanımını arttırırsınız.
• Güne yayarak 8-10 su bardağı suyu mutlaka tüketin
• Alış verişlerinizde etiket okuma alışkanlığı kazanın ve içeriğini bilmediğiniz yiyecekler yerine yağ oranı düşük yiyecekleri tercih ediniz,
• Dışarıda yemek yeme alışkanlığınız var veya çok sık seyahat etmek zorunda iseniz mönüdeki yağ oranı en düşük olan besinleri (salata, ızgara.. .) tercih edin,

İdeal vücut ağırlığınızı koruyun, şişmansanız ideal ağırlığınıza kavuşun
Tuz tüketiminizi azaltın.


Dyt. Hacer Kaya

7 Haziran 2010 Pazartesi

Çocuk Beslenmesindeki Yetersizlikler


Bir çocuğun hayata gelmeden önce ilk beslenmesi anne karnında başlar. Annenin gebelik öncesindeki beslenme alışkanlıkları, kalsiyum, demir vb. depolarının durumu, gebeliği boyunca sürdürdüğü beslenme şekli bebeğin sağlık durumunda en önemli belirleyicilerdir. Sağlıklı bir gebelik geçiren anne sağlıklı bir çocuk dünyaya getirir. Sağlıklı doğan bir bebek de yeterli ve dengeli beslenirse, iyi bir bakım ile büyürse sağlıklı bir çocuk olarak büyümesine devam eder. Çocuğun doğumdan sonra karşılaşabileceği ciddi sağlık riskleri annenin gebeliği boyunca kendine özen göstermesiyle ortadan kalkacaktır. Örneğin annenin gebelikte iyot yetmezliği yaşaması bebeğin cüce (dwarfism), sağır/dilsiz veya zihinsel özürlü doğmasına neden olabilir.

Anne sütü alamayan bir bebek eğer anne sütü muadili mamalarla yeterince beslenmezse, ek besinlere geçme döneminde bu çeşitlilik sağlanmazsa büyüme gelişmesi kendi yaş grubuna göre geri kalabilir. Çeşitli vitamin-mineral yetmezliği hastalıkları ve büyüme gelişme sorunları yaşayabilir. Anne sütü alamayan çocuğun yaşayacağı en önemli sorunlardan biri de bağışıklık sisteminin güçlü olmamasıdır. Çünkü anne sütünde bebeğin bağışıklık sisteminin güçlü kalması için gerekli içerik vardır.

Yetersiz beslenmenin ortaya çıkmasındaki nedenler toplumdan topluma farklılık gösterebilir. Ancak en önemlileri annenin eğitim ve bilinç düzeyi ile ekonomik koşullarının yeterlilik durumudur. Anne ekonomik açıdan yeterli olsa bile eğer beslenme bilinci yoksa şartlarını elverişli kullanamayabilir. Bir diğer konu da çocuğun büyüdüğü coğrafi çevre ve toplumun yeme alışkanlıklarıdır. Örneğin dağlık, denizden uzak bir bölgede yetişen bir çocuk balık tüketimi yeterince olamayacağından yeme alışkanlığı ve damak tadı bu yönde gelişmeyebilir. Veya vejeteryan beslenme taraftarı olan bir anne çocuğuna da bu yönde bir beslenme şekli uygularsa yetersizlikler ortaya çıkabilir. Çocuklarda yetersiz beslenme beraberinde büyüme gelişme geriliği ve vitamin-mineral yetmezliği hastalıklarını getirir.

Her çocuk ailesinden gelen genetik özelliklere bağlı olarak büyüme gelişme açısından farklılık gösterebilir. Önemli olan duraksama veya gerilemenin olup olmadığının doğru değerlendirilmesidir. Boy uzunluğu, kilosu, baş ve göğüs çevresi, vücut bölümlerinin birbirine oranı, diş çıkma-değiştirme zamanı, kemiklerinin gelişimi, beyin ve sinir siteminin gelişimi, cinsel gelişimi ve zeka testlerindeki puanı bir çocuğun sağlık durumunun değerlendirilmesinde önemli belirleyicilerdir. Bunlar düzenli aralıklarla takip edilmeli, ölçülmeli ve doğru değerlendirilmelidir.

Bir çocuğun yetersiz beslenmesi onun düşük ağırlıklı olmasına neden olabilir. Bununla beraber aşırı beslenme de şişmanlık oluşumunda etkilidir. Ekonomik koşulların iyi oluşu, alım gücünün fazlalığı, hazır besinlere yöneliş, aşırı beslenme ve hareketsiz şişmanlamada rol alabileceği gibi düşük alım gücü ve düşük ekonomik koşullar da şişmanlamanın bir diğer nedenidir. Çünkü yetersiz-dengesiz tüketim ve yüksek karbonhidratlı beslenmeye bağlı olarak (ekmek, hamur işi, patates vb.) şişmanlama ortaya çıkmaktadır. Çocukluk çağında besin yetersizliğine bağlı olarak yaşanabilecek sağlık sorunları şu şekildedir:

Et, süt, yumurta gibi proteinli besinlerin yetersizliği büyüme gelişme geriliğine ve zeka puanında düşüklüğe neden olabilir.
A vitamini yetersizliği büyümede gerilik, gece körlüğü, gözlerde iltihaplanma, deride kuruma pullanma, dişlerde şekil bozuklukları oluşturabilir.
D vitamini yetersizliği çocuklarda Raşitizm denilen bir tabloya neden olur. Kemik gelişimi bozulur, bıngıldak geç kapanır, alın genişler ve öne çıkar, bacaklar içe veya dışa kıvrılır, karın öne çıkar.
C vitamini yetersizliği diş eti kanamaları, eklemlerde şişme ve kemiklerde kırılma ile belirginleşen Skobüt hastalına neden olur.
B1 vitamini yetersizliğinde bir sinir sistemi hastalığı olan Beriberi ortaya çıkar.
B2 vitamini yetersizliğinde dudak, burun ve göz kenarlarında yaralar oluşur.
Niasin yetersizliğinde sinir ve sindirim sistemi bozuklukları ve deride yaralarla belirginleşen Pellegra hastalığı oluşur.

Mineraller arasında en önemlileri de Kalsiyum, Demir ve İyot’tur. Bunlar yeterli alındığında diğer minerallerin yetersizliği ortaya çıkmaz.

Kalsiyum yetersizliğinde büyüme geriliği, boy kısalığı, Raşitzm hastalığı oluşur. Kemik gelişimi sağlanamaz.
Demir yetersizliğinde kansızlık(anemi) ortaya çıkar, büyüme geriliği, okul başarısında, algılamada, odaklanmada düşüş yaşanır. Yorgunluk, halsizlik ve hastalıklara karşı dirençsizlik ortaya çıkar.
İyot yetersizliğinde büyüme geriliği, cücelik, guatr, zihin geriliği, algılamada ve okul başarısında düşüşe neden olur.

Vitamin yetersizliklerinin yanı sıra aşırı alımı da sağlığa çok zararlıdır. Hatta ölümcül riskler taşımaktadır. Özellikle A ve D vitamini gibi yağda eriyen bu nedenle vücutta depolanabilen vitaminlerin takviyelerini kullanırken mutlaka doktora danışılmalıdır. Yoksa toksik doza ulaşabilir. Aşırı alınan vitamin veya mineral tüketimi normale indirilirse şikayetler azalır.

Bütün bu yetersizlikler doğru beslenme alışkanlıklarının olmadığı her grupta görülebilir. Ancak tabi ki düşük sosyo-ekonomik sınıflarda belirgin olarak gözlenmektedir.

Bir çocuğun büyüme ve gelişiminin sağlıklı devam edebilmesi için beslenmesi çok önemlidir. Bunun için her besin grubundan yeterli ve dengeli olarak yiyecek tüketilmesi gerekir. Sevmediği ve yemediği besinler sevebileceği şekillere sokularak sunulmalıdır. Örnek olması ve özenmesi bakımından beraber tüketmek de alışkanlık kazanması için faydalı bir yoldur. Çocuğuna balık yemesini öğütleyen ama kendi yemeyen bir anne inandırıcı olmaz.

Çocuğun büyüme ve gelişimi için öncelikli olarak tüketmesi gereken besinler kırmızı et, tavuk, balık, yumurta, süt, yoğurt, peynir gibi protein, vitamin ve mineral içeriği yüksek besinlerdir. Beyin ve sinir sistemi gelişimi için de fındık, ceviz, badem gibi yağlı tohumları, tereyağı, zeytinyağı, ayçiçeği/mısırözü yağlarının hepsini dengeli olarak tüketmelidir. Tüm kuru baklagiller (kuru fasulye, nohut, mercimek, barbunya), tüm sebze ve meyveler, ekmek, pirinç, makarna, bulgur gibi karbonhidrat kaynakları da her gün mutlaka beslenmesinde yer alması gereken diğer besinlerdir.

Tüm yaşamsal faaliyetler açısından su tüketimi de yetersiz kalmamalıdır. Öğün saatleri düzenli olmalıdır.

Çocukluk çağı uzun ve her döneminde birbirinden çok farklı gelişimlerin görüldüğü bir çağdır. Dönemlere göre ihtiyaçlar değişebileceği için bu besinlerin tüketim miktarlarında da farklılıklar olmalıdır. Bir diyetisyene danışarak uygun bir beslenme programı sürdürülebilir.

Ülkemiz besin çeşitliliği bakımından geniş bir yelpazeye sahiptir. Geleneksel mutfağımızda her besinden faydalanılarak yapılan örüntüsü sağlıklı yiyecekler bulunmaktadır. Her mevsim farklı sebze ve meyvelerin taze olarak tüketimi mümkündür. Dört mevsimin yaşandığı, etrafı denizlerle çevrili bir ülke olmasına rağmen çocuk ve toplum sağlığında bu yetersizlikler yaşanıyorsa mutlaka derinlemesine bir araştırma yapılması gerekir.

Gelir dağılımındaki uçurumlar besin alımlarında çok büyük farklılıklar ortaya çıkarmaktadır. Eldeki imkanların en verimli şekilde kullanılması için yapılacak eğitim programları ile toplum bilinci arttırılarak beslenme alanında da iyileşme sağlanması mümkündür.

Beslenme yetersizlikleri buzdağının görünen yüzüdür. Bu yetersizliklerin sebebi sadece ekonomik sorunlar değildir. Sağlık hizmetleri ve eğitim-öğretim politikalarının yetersizlikleri de bunlara neden olmaktadır. Devletin bu hizmetlerini iyileştirerek ülkemizin en uç noktalarına kadar sunması ve bu alanlarda çalışan profesyonellerin de gönüllü olarak sosyal projelerde yer alması gerekmektedir.

Hazırlayan: Diyetisyen Serap Orak Tufan