29 Haziran 2010 Salı

Daha Dinç Bir Yaşlılık İçin Doğru Beslenme

İnsanın doğası gereği; herkes daha uzun süre yaşamak ve daha uzun süre genç kalmak ister. Eski zamanlarda bu bir mucize veya sihir olarak görülürken, günümüzde dinç bir yaşlılık geçirmek eskisine nazaran çok daha kolay. Sağlık bilimlerinde son yıllarda elde edilen gelişmelerle artık genç kalmak bir sihir değil…

Daha dinç, daha hareketli ve sağlıklı bir yaşlılık için yapılması gerekenler bir bütün olarak ele alınmalıdır. Yaşam tarzında yapılacak değişikliklerle, zinde günler geçirmek mümkündür. Hareketli bir yaşam tarzı, sigaranın yaşamımızdan tamamen çıkarılması, alkolün ve vücudumuza zararlı diğer ürünlerin tüketiminin sınırlandırılması ve stres ile başa çıkma tekniklerinin uygulanması ile torunlarınızla oyun oynayabileceğiniz, tek başınıza zorlanmadan alışverişe çıkabileceğiniz günler size daha yakın olacak. Doğru beslenmenin daha uzun bir gençlik dönemi ve daha zinde bir yaşlılık için olan önemi ise yadsınamaz. Doğru beslenerek genç bir yaşlı olmanın yollarını bu yazıda bulacaksınız…

Yaşlılığın ve yaşlılığa bağlı hastalıkların oluşumunda çevreden ve tükettiğimiz besinlerden vücudumuza aldığımız serbest radikaller adı verilen zararlı maddelerin yeri büyüktür. Serbest radikallerden korunmanın ise iki yolu vardır. Bunlardan ilki; vücudumuza serbest radikalleri mümkün olduğunca az almaktır. Bu da temiz bir çevrede yaşamak ve doğru beslenmek ile mümkündür. Günlük beslenmemizde, serbest radikallerin ana kaynağı olan bazı besinlere daha az yer vererek serbest radikallerden korunabiliriz. Bu yiyeceklerin başında kızartma ve kavurmalar gelmektedir. Kızartma işlemi sırasında oluşan serbest radikaller, birçok hastalığa davetiye çıkartırlar. Soframızda ızgara, buğulama ve haşlama yöntemlerine daha fazla yer vererek, serbest radikallerin bir kısmını hayatımızdan uzaklaştırabiliriz. İkinci yol ise, serbest radikallerin düşmanı olan ve onları yok eden, antioksidan adı verilen öğelere sofralarımızda daha fazla yer vermektir. Antioksidanlar, çeşitli gruplara ayrılırlar ve birçok besinde yer alırlar. Bu besinlerin başında sebze ve meyveler gelmektedir. Günde 5–8 porsiyon sebze ve meyve tüketmek, tansiyon, şeker, kanser ve kalp hastalıkları gibi birçok hastalığın oluşum riskini azaltmaktadır. Sebze ve meyvelerin farklı renklerde olması da önem taşır. Çünkü renkleri farklı olan sebze ve meyveler farklı etkin maddeler içermektedir. Koyu yeşil yapraklı sebzelerin, brokolinin, domates, havuç, turunçgiller gibi kırmızı-turuncu sebze ve meyvelerin sofrada yer alması önemlidir. Yapılan araştırmalar, domatesin yaşlılıkla birlikte ortaya çıkan prostat kanserini engelleyici etkisi olduğunu göstermektedir. Haftada 1-2 kez 2 diş sarımsak tüketmekte, sağlığı koruyucu etki gösterir.

Yaşlılıkla birlikte en çok gözlenen sorun ise, kemiklerle ilgilidir. Yaşımız arttıkça vücudumuzdan eksilen en belirgin iki öğeden biri su diğeri ise kalsiyumdur. Kemiklerden yaşla birlikte eksilen kalsiyum, alınan besinler ile karşılanamazsa kemik hastalıkları (örneğin kemik erimesi gibi) ortaya çıkabilir. İnsan vücudu 20 yaşına kadar kemiklerinde kalsiyum depolar. Bu yaştan sonra ise, kemiklerden kayıp başlar. Bu kayıpların karşılanması ileriki yaşlarda kemik sorunlarından korunmak için önem taşır. Her gün 2–3 su bardağı süt ile kemiklerinizden kaybolan kalsiyumu yerine koyabiliriz.

Yaş ile birlikte vücudumuzda yağ dokusu artar. Bunun sebebi ise metabolizmanın yaş ile birlikte yavaşlıyor olmasıdır. Fiziksel aktivite ile desteklenen bir sağlıklı beslenme örüntüsü ideal kiloyu korumada yardımcıdır. Fazla kilolar, sadece taşınması güç birer ağırlık değildir. Aynı zamanda kalp hastalıkları, tansiyon, şeker, yüksek kolesterol için de risk faktörüdür. Yapılan araştırmalar, fazla kilolu veya şişman erkeklerde prostat ve kolon kanseri görülme riskinin daha fazla olduğunu ortaya koymuştur. İdeal kilonuzu koruyarak, sadece eklemlerinizi değil, genel sağlığınızı da korumakta kendinize destek olabilirsiniz.

Suya her yaşta önem verin… Günde en az 8 su bardağı sıvı tüketimi kabızlıktan korunmada ve zararlı maddelerin vücudumuzdan atılmasında bizlere yardımcı olur. Su tüketiminizi arttırmaya çalışın. Yaşla azalan susama hissi su tüketiminizi engelliyorsa bitki çaylarını, taze sıkılmış meyve sularını, eğer sindirim sisteminizle ilgili bir şikâyetiniz yok ise, maden suları ve sodalarını, ayranı da deneyebilirsiniz.

Yaşlılık, birçok fizyolojik, hormonal ve çevresel etmen sonucunda oluşan ve normal hayat döngüsünün parçası olan bir olgudur. Sağlıklı beslenme ile bu döngüyü yavaşlatmak ise sizlerin elindedir.

Sağlıklı günler dilerim…

Diyetisyen Gizem Tutar